Medistate

Göz Hastalıkları

Prematüre Retinopatisi

ERKEN DOĞAN BEBEKLERDE PREMATÜRE RETİNOPATİSİNE DİKKAT!

Erken ve düşük doğum tartılı doğan prematüre bebekler, retina damar gelişimi tamamlanmadan doğarlar. Bebek doğduktan sonra damar gelişimi devam eder, ancak anormal damarlar gelişebilir ve sonrasında bu damarlar retinayı kaldırarak dekolmana ve nihayetinde kalıcı görme kaybına neden olabilen prematüre retinopatisine yol açabilirler.

Risk grubuna hangi bebekler girer?

Prematüre retinopatisi erken doğan bebeklerin en önemli sorunlarından biridir ve kalıcı körlüğe sebep olabilir. Düşük doğum tartısı, erken doğum haftası ve oksijen tedavisinin dozu ve süresi prematüre ratinopatisinin oluşmasına sebep olabilecek en önemli risk faktörlerindendir. Diğer risk faktörleri ise kansızlık,  sık ve hızlı yapılan kan değişimleri, solunum problemleri, sistemik enfeksiyonlar, akciğerlerin gelişmemesi, kalpte delik bulunması, genetik eğilim, sistemik kortizon kullanımı olarak sıralanabilir. Risk grubuna giren, erken doğan ve düşük doğum tartılı bebeklerin,  prematüre retinopatisi açısından takibe alınması gerekir. Gebeliğin 35. haftasından önce doğan, 2000 gr altındaki tüm bebekler risk taşımaktadırlar ve retina damarlanmaları tamamlanana kadar takip edilmelidirler. Prematüre retinopatisi doğumdan sonra en sık 6-8. haftalarda ortaya çıkar. Bu yüzden doğumdan sonraki 4.haftada veya 31-32. doğum haftasında ilk muayene yapılmalıdır. Retina damarlanması tamamlanana kadar retinopatinin evresine göre 1-2 hafta aralarla gözdibi muayenesi  tekrarlanmalıdır.

ROP tedavisi nasıl yapılır?

Hastalığın 5 evresi vardır.  Evre 1 ve 2 kendiliğinden gerileyebilir. Bu bebekler retina damarlanması tamamlanana kadar, genellikle de doğması gereken haftaya kadar takip edilmelidirler. Evre 3’den itibaren lazer veya göz içi anti VEGF enjeksiyonu tedavisi gerekmektedir. Eğer tedavi yapılmazsa hastalık Evre 4-5 e ilerler, retina geri dönüşümsüz hasara uğrar. Bu evrelerde cerrahi tedavi yapılsa bile başarı oranları düşüktür.

ROP hastalığı görülen bebekler ileride herhangi bir göz problemi yaşayabilirler mi?

ROP hastalığı gerileyen bebeklerin % 55 inde göz problemleri gelişmektedir. Yeni doğanın ilk 1 ayda yapılan göz muayenesi sadece retinopati değil,  birçok göz hastalığının da erken teşhis ve tedavisine  imkan sağlayacaktır. Ayrıca erken doğan bu bebeklerde kırılma kusurları, miyopi, şaşılık, katarakt, glokom, göz tembelliği gibi göz hastalıklarının görülme olasılığı daha fazla olduğu için 1 ve 2 yaş kontrolleri de yapılmalıdır.

Son yıllarda prematüre retinopatisinde artış var

Son yıllarda prematüre retinopatisindeki artışla birlikte bunun en büyük nedeni olarak ise eskiden 1500 gr.ın altında 28 haftadan küçük prematüre bebekler yaşatılamazken, bugün bu değerlerin çok altındaki bebekler bile gelişen teknoloji ile donatılmış yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde yaşatılabiliyor. Ayrıca, son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüp bebek merkezleri arttıkça çoğul gebelik ve prematüre bebek oranında da bir artış söz konusudur. Bu durumun da riskli gebelikleri beraberinde getirmesine ve sonuç olarak erken doğum sayılarının artmasına sebep olduğu bilinmektedir.

Glokom

Glokom Glokom

Göz hastalıkları arasında geri dönüşümsüz hasarlara neden olması ve daha da önemlisi neredeyse hiç belirti vermemesi nedeniyle glokom, bilinen adıyla göz tansiyonuna bağlı görme siniri hasarı, mutlaka bilgi sahibi olunması gereken bir hastalık. Önüne geçebilmenin tek koşulu zamanında yapılacak erken müdahale!

Glokom genetik geçiş özelliği olan bir hastalık. Dolayısıyla ailesinde glokom olanların riski olmayanlara göre daha yüksek. Bununla birlikte glokomda ırksal özellikler de riski artırabiliyor. Herkes risk altında olmasa da, 40 yaşından sonra birçok kişide glokom açısından bazı incelemelerin yapılması gerekiyor. Çünkü bazı kişilerde aile hikayesi olmadan hastalık oluşabiliyor.

Gözde ne yaşanıyor da glokom ortaya çıkıyor?

Glokom, göz küresi içindeki basıncın normal değerin (kişiye özgü olarak değişebiliyor) üzerinde olmasına bağlı olarak, göz sinirinde ilerleyici harabiyetin oluştuğu bir hastalık. Görme sinirine gelen besleyici kan akımı, artan göz basıncı nedeni ile azalıyor ve buna bağlı olarak retina sinir liflerinde incelme oluşuyor. Son derece sinsi seyrettiği için de hasta bu durumu ilk aşamalarda anlayamıyor. Zaman geçtikçe ileri evrelerde kendini belli ediyor. Oluşan sinir hasarı geri dönüşümsüz.

Glokom neden önemli?

Son derece ciddi bir sorun, çünkü glokoma bağlı oluşan göz hasarını geriye döndürmek mümkün değil. Baştan yakalanarak gerekli önlemlerin alınması önemli. Dolayısıyla herkesin özellikle 30’lu-40’lı yaşlardan sonra rutin olarak göz basıncı ölçümü, göz dibi muayenesi, hekim gerekli görürse sinir lifi analizleri, görme alanı testleri yaptırması gerekiyor.

Gündelik yaşantı içinde hasta hangi belirtilerle bu durumu fark ediyor?

Önce küçük adacıklar şeklinde görme alanında daralmalar yaşanıyor. Hasta bunu fark edemez. Sonra kör alan yayılmaya başlıyor. Hasta bu aşamada etrafını iyi göremez hale geliyor hatta sağa- sola çarpabiliyor. Sona doğru sanki bir tünelden bakıyormuşçasına görme alanı iyice daralıyor, en sonunda körlük oluşuyor.

TÜM DÜNYADA ÇOK YAYGIN

Glokomun tipleri var mı? Tetikleyiciler neler?

Yapılarına göre çok basit olarak dar açılı ve açık açılı glokom olmak üzere ikiye ayırmak mümkün. Birbirinden farklı şekilde ortaya çıkan bu tiplerin tedavi yaklaşımları da birbirinden farklı.

Dar açılı glokom; Çok daha riskli grubu oluşturan bu hastalarda genellikle belirti vermeden hastalık sinsi bir şekilde ilerleyerek ani bir ağrı ve görme kaybı ile kendini gösterebiliyor. Glokom krizinin yaşandığı ilk saatler içinde mutlaka hekime başvurmak gerekiyor. Krizin belirtileri ise gözün kızarması, gözde harelerin görülmesi ve çok şiddetli ağrı ile birlikte bulantı ve kusma. Bazen dar açılı glokomun, kriz yaşanmadan uzun yıllar boyunca gözde tahribat yaparak, sinsice ilerlediği durumlar da olabiliyor. Dar açılı glokomda hasta her an krize girebiliyor. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla rastlanan bu sorunda hipermetropi ve katarakt önemli risk nedeni.

Açık açılı glokomlar; Genel olarak daha yaygın olarak görülen glokom tipidir. Son derece sinsi şekilde ilerliyor ve çoğu zaman hiç belirti vermiyor. Ancak belirti vermemesi nedeniyle hastaların bir kısmı hekime ulaştığında tünel vizyon olarak tanımladığımız son aşamaya ulaşmış olabiliyor. Dar açılı glokom tipinde zaman zaman görülebilen ağrı, kızarma gibi semptomların, açık açılı glokom tipinde olmaması nedeni ile, açık açılı tipin habersizce hastaya daha fazla hasar vermesi söz konusu oluyor. Dolayısıyla rutin glokom muayenesi çok önemli ve gerekli. Açık açılı glokomda genetik faktör önem taşıyor. Ailede genetik faktörler varsa 40’lı yaşları beklemeden 20-30 yaş arasında senede bir, 30-40 yaş arası senede iki göz muayenesine gidilmesi gerekiyor. Miyoplar, ailesinde glokom olanlar, 40 yaş üstü kişiler, migren hastaları, kortizon duyarlılığı olanlar, diyabeti olanlar, düşük sistemik tansiyonu olanlar ve yüksek tansiyonlu antihipertansif ilaç kullanan (özellikle beta blokerler) kişilerin, kontrolünün daha sık yapılması gerekiyor.

Normal tansiyonlu glokom; Bu tip glokomda göz basıncı sınırın altında olsa da, görme siniri hasarı devam ediyor. Bu durumda ölçülen göz içi basınç düşük de olsa, gözün besleyici kanlanma basıncına göre yüksek olduğu için sinir lifi hasarı devam ediyor. Ölçülen göz basıncının daha da düşürülmesi gerekiyor. Ayrıca bu kişilerin sistemik hipotansiyondan korunmaları gerekiyor.

Doğumsal ve çocuk glokomları; Bu tip glokomda çocuklarda öküz gözü denen iri göz olabiliyor. Tedavisi erişkin glokoma göre daha zor. Hafif iri göz, sulanan göz, takip zorluğu önemli bulguları. Acilen medikal ve cerrahi tedavi gerekebiliyor.

RISK GRUBUNDA YER ALANLAR DAHA ERKEN TARANMALI

Risk faktörlerinden korunmak mümkün mü?

Emosyonel faktörlerden (aşırı üzüntü, depresyon, anksiyete) korunmak, sedanter hayat korunmada önemli. Dar açılı glokomlarda özellikle karanlık loş ortamlar, ev işi yaparken öne eğilme glokom krizini tetikleyebiliyor. Bu nedenle dikkat etmek gerekiyor. Eğer dar açılı glokom varsa yapılacak basit bir lazer işlemi, o gözün glokom krizinden korunmasında kesin çözüm olabiliyor.

Erken tespit edilen glokomda tedavi şansı var mı?

Elbette medikal tedavi ve lazer tedavisi yapılabilir. Bunların yetmediği durumlarda da cerrahi tedavi gündeme geliyor.

Glokom tedavi edilebilir mi?

Glokom hasarı durdurulabiliyor ancak hasar geriye döndürülemiyor. Hastada oluşan görme kaybının giderilmesi söz konusu değil.

Giriş

Giriş

Medistate Kavacık Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü, en ileri teknoloji ile donatılmış olup dünya standartlarında etkin, güvenilir ve kaliteli bir hizmet sunmaktadır.

Teşhis ve Tedavi Alanları: Katarakt cerrahisi (fakoemülsifikasyon yöntemi ile), retina ve makula (sarı nokta) hastalıkları tanı ve tedavisi, diyabetik retinopati tanı ve tedavisi, prematüre retinopatisi (ROP) tanı- takip ve tedavisi, göz tansiyonu (glokom) tanı- takip ve tedavisi, şaşılık tanı ve tedavisi, kontakt lens uygulama, üveit tanı ve tedavisi, oküloplasti, gözyaşı sistemi hastalıkları, okuler travma (Göz ve çevre dokuların travmalarında fonksiyonel ve kozmetik hasarların giderilmesi).

Katarakt Tedavisi

Katarakt Tedavisi

Hayata Perdenin Arkasından Baktıran Sorun; Katarakt

Katarakt, bütün dünyada az görme nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Genellikle yaşa bağlı olarak ortaya çıksa da, doğuştan gelen metabolik hastalıklara bağlı olarak veya bazı travmalar sonrasında katarakt oluşabiliyor. Görme kalitesinde yaşanan bozukluk yaşam kalitesini düşürüyor ve ameliyatı zorunlu hale getiriyor. Bugün katarakt tedavisinin son derece başarılı şekilde yapılabildiğini anlatan Medistate Kavacık Hastanesi Göz Hekimleri Op. Dr. Nihal Balcıoğlu ve Doç. Dr. Cem Mesçi, hastalığın tanı ve tedavi yöntemlerini anlattı…

Katarakt neden oluşuyor?

Katarakt gözün içinde bulunan doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ve buna bağlı olarak görmenin azalmasıdır. Genellikle yaşa bağlı olarak ortaya çıksa da bebekler dahil olmak üzere her yaş grubunda görülebiliyor. Ancak dünyada tedavi edilebilen körlük nedenlerinin başında geldiği için ayrı bir önem taşıyor.

Hangi yaşta nasıl ortaya çıkıyor?

Katarakt; bebeklik çağında görülen konjenital katarakt, bazı metabolik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan metabolik katarakt ve ileri yaş kataraktı olarak üç türe ayrılıyor. Yenidoğan döneminde görülen konjenital katarakt, genetik ya da metabolik bazı hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bazı durumlarda da embriyolojik sorunlardan kaynaklanabiliyor. Doğuştan gelen katarakta mutlaka acil müdahale edilmesi gerekiyor. Özellikle de tek taraflı olduğunda. Tedavi edilmezse göz tembelliği yapıyor ve ileri yaşlarda tedavi edilse dahi kaliteli bir görme sağlanamıyor.

Hastalık hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?

Ön belirti olarak hastanın görmesindeki netlik bozuluyor ve hasta bulanık görmeye başlıyor. Hastalar bu durumu ‘sanki bir tül perdenin arkasından görüyorum’ şeklinde anlatıyor. Genetik ve çevresel faktörlerin etkisi ve kataraktın tipine bağlı olarak ilerleme hızı da değişiyor. Bazı insanlarda çok hızlı seyrederken bazı kişilerde çok durağan olabiliyor. Bunun yanında kişinin sistemik hastalıkları, kullandığı ilaçlardan da etkilendiği için, katarakt bireye bağlı morfolojik farklılıklar gösterebiliyor. Buna bağlı olarak şikayetlerde de farklılıklar olabiliyor. Tedavisi de yine hastanın yaşı, yaşam şekli, mesleği ve kataraktın yarattığı görme kalitesindeki azalmaya göre planlanıyor.

Katarakt neden oluşuyor?

Kataraktın en önemli nedeni yaşlılık. Bunun dışında; travma, bazı göz cerrahileri sonrası kullanılan bazı ilaçlar ve diyabet katarakta yol açtığı gibi, üveit, göz tansiyonu v.b göz hastalıklarında da katarakt gelişebiliyor. Antioksidanlardan yetersiz beslenme, C vitamini eksikliği ve ultraviyole ışınlarına maruz kalmak gibi etkenler de katarakt gelişimini hızlandırıyor.

Metabolik katarakt: Özellikle Tip 2 diyabet hastalarında daha yoğun ortaya çıkıyor. Kan şekeri kontrolü sağlanamayan diyabetlilerde katarakt daha fazla görülüyor ve karakteri de farklı oluyor. Bu nedenle metabolik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan kataraktta cerrahiden önce hastalığın kontrolü gerekiyor. Örneğin diyabet hastalarında gözde retinopati ile birlikte katarakt varsa önce metabolik kontrolü sağlanarak retinopatisi iyileştiriliyor ve sonra katarakt ameliyatını yapmak gerekiyor.

Bebeklik döneminde nasıl fark ediliyor?

Bebeklik döneminde bazen atlanabiliyor ancak bu dönemde fark edilebilecek en belirgin özellik, göz bebeğindeki beyaz leke oluyor. Ancak katarakt her zaman beyaz renkte olmayabiliyor veya gizli kalabiliyor. Bu nedenle bebekler doğduktan sonra, mümkün olan en kısa zamanda bir göz hekimi tarafından kontrol edilmeli. Ne kadar erken müdahale edilirse göz tembelliği ve şaşılık oluşma ihtimali o kadar azalıyor. Görme aksını kapayan çift taraflı katarakt varsa bebek doğduktan sonra ilk aylarda; eğer tek taraflı bir katarakt varsa hiç beklenmeden ameliyat edilmesi gerekiyor. Ameliyatın birinci sene içinde yapıldığı durumlarda gözün gelişmesini tamamlaması bekleniyor ve bu nedenle bu gözlere göz iç lens implantı yapılmıyor, kontakt lens veya gözlük kullandırılıp, iki yaşını geçtikten sonra göz içi lensleri takılıyor.

Ne zaman ameliyat edilmesi gerekiyor?

Kataraktın tedavisi cerrahi ile yapılıyor. Tedavisinde hastanın şikayetleri ön planda tutuluyor. Çok erkenden teşhis edip ameliyat etmenin hastaya çok büyük bir getirisi olmuyor. Ama çok geç kalmamak da şart. Çünkü geç kalındığında katarakt bazı kişilerde sertleşerek göz tansiyonunu artırabiliyor.

Görme bulanıklığı hastanın günlük işlerini aksatacak seviyedeyse yani okuma güçlüğü, televizyon izleme güçlüğü, araba kullanmada zorluk yaratıyorsa katarakt ameliyatı yapılıyor. Ameliyat olmak için kataraktın olgunlaşmasını beklemeye gerek yok. Ameliyat kararı hastanın ihtiyaçlarına göre göz hastalıkları uzmanı tarafından belirlenmeli.

Kataraktın tedavisi cerrahiyle yapılıyor. Dünya genelinde kullanılan Fakoemülsifikasyon tekniği ile korneada küçük bir kesi yapılarak işlem gerçekleştiriliyor. Yapılan kesi çok küçük bir kesi olduğu için zaman içinde hızla kapanıyor. Ameliyatın süresi kataraktın sertliğine göre değişse de genelde 15 dakikada tamamlanıyor. Ancak çok zor vakalar da olabiliyor. Bu nedenle hem kataraktı hem de cerrahiyi önemsemek gerekiyor. Çok zor ve sistemik problemi olan kişilerde genel anestezi altında da operasyon yapılabiliyor.

Ameliyat sonrasında görme hemen düzeliyor mu?

İşlem başarıyla tamamlanmışsa hasta üç gün içinde günlük yaşamına dönebiliyor. Ancak çok zor vakalarda korneada küçük bir ödem oluşuyor ve bunun düzelmesini sağlamak için yaklaşık 10 gün beklemek gerekebiliyor. Bu sorun kesinlikle hafife alınmamalı. Hastanın ilk bir hafta suyla çok sıkı temas etmemesi gerekiyor. Göz iki gün kapalı tutuluyor ve yaklaşık üç hafta süren damla tedavisi uygulanıyor. Ayrıca eğer hasta sigara kullanıyorsa da bu süre zarfında sigara içmemesinde yarar var. Bir hafta sonra denize girmek mümkün olabiliyor ama duman ve tozdan sakınmak şart. Eğer gözde çapaklanma ya da kızarma gözlenirse de mutlaka hekime haber vermek gerekiyor. Çünkü kolaylıkla enfeksiyon kapma riski var ve oldukça ciddi bir enfeksiyon. Önlem alınmazsa göz kaybına kadar gidebilen sorunlar yaşanabiliyor.

Kullanılan merceklerin özellikleri var mı?

Göze takılan mercekler ömür boyu gözde kalıyor. Bu nedenle merceklerin gözle uyumluluğu üst düzeyde olmalı. Mercekler, ameliyat sırasında yerinde bırakılan lensin arka kapsülünün opaklaşmasını engelleme özelliğinde olmalı. Her hastanın kullanabileceği lensler farklı. Eğer doğru lens seçilmemişse ve cerrahi aceleye getirilip lens artıkları tam anlamı ile temizlenmemişse hastada sekonder katarakt dediğimiz bir durum daha erkenden gelişebiliyor. Ancak sekonder katarakt denen, esasen lensin oturduğu kapsülün kesafeti anlamına gelen durum; şeker hastası, genç ve çocuk hastalar, üveitli ve romatizmal hastalığı olanlarda da cerrahi teknikten bağımsız olarak erkenden oluşabiliyor. Bu durum YAG lazer tedavisi ile kolayca düzeltilebiliyor. Kullanılan merceklerin diğer özellikleri, uzak, ara, yakın mesafeyi gözlüksüz gösterebilen multifokal mercekler, astigmatı tedavi eden torik mercekler olarak sayılabilir. Bu mercekler hastanın göz durumu, mesleği, kişisel özelliklerine göre seçilmeli.

Retina Hastalıkları ve Tedavisi

Retina Hastalıkları ve TedavisiRetina Hastalıkları ve TedavisiRetina Hastalıkları ve Tedavisi

Retina gözün arka iç duvarını kaplayan, ışığa duyarlı görme hücreleri ve sinir liflerinden oluşan ağ tabakadır. Retina görme hücrelerinin bağlı olduğu sinir hücrelerinin uzantısı olan yaklaşık 1.5 milyon sinir lifi birleşerek görme sinirini oluştururlar. Retinanın iç yüzeyinde görme hücrelerini besleyen damarlar yer alır. Retina santralinde ışığın odaklandığı ve merkez görmeyi sağlayan hassas bölgeye makula(sarı nokta) denir.

Diyabet ya da Hipertansiyona bağlı olarak gelişen retina damar hastalıkları en sık görme kaybı nedenlerindendir. Retinadaki kanama ya da görme noktasındaki ödem görme kaybından sorumludur. Retina damar hastalıklarının teşhis yöntemleri, detaylı gözdibi muayenesi, Fundus Floressein Anjiografi, Optik Coherens Tomografi(OCT), Göz ultrasonografisidir.Tedavide Argon LAZER fotokoagülasyondan ya da Göz içi enjeksiyonlarından yararlanılır.

Retina hastalıklarından görme kaybı ile sonuçlanan bir diğer önemli hastalık ise yırtıklı veya yırtıksız retina dekolmanlarıdır. Dekolman retina sinir  tabakasının, altındaki retina pigment epiteli tabakasından ayrılmasıdır. Acil olarak tedavi edilmezse ciddi görme kayıplarına neden olur.Orta yaş ve üzerinde daha fazla görülen retina dekolmanının en önemli sebebi yüksek miyopidir. Miyopi nedeniyle gözün büyümesine ve uzayan  ön arka çapına ayak uyduramayan retina gerilir, etraftan bozulmaya, incelmeye başlar. Sonuçta retinada yırtık ya da delikler meydana gelebilir. Yine gözün büyümesi sebebiyle, gözün içini dolduran koyu jel vitre de bozulur, retinadan ayrılmaya başlar. Ayrılma esnasında sıkı yapışık olduğu bölgelerde çekinti yaparak  yırtık ya da kanamalara sebebiyet verebilir. Yırtık ya da deliklerden vitrenin sıvı kısmı retina arkasına geçerek retina sinir tabakasının ayrılmasına yani dekolmana yol açar. Belirtileri ışık çakmaları, kurum yağması, sinek uçuşması ya da ani görme kaybıdır. Erken teşhis ve doğru tedavi ile kalıcı görme kayıpları engellenebilir. Göz bebekleri büyütülerek detaylı gözdibi muayenesi yapılır. Katarakt ya da kanama nedeniyle gözdibi değerlendirilemiyorsa göz ultrasonografisi ile dekolman tespit edilebilir. Dekolman gelişmeden yırtık saptanırsa yırtık etrafı lazerlenerek dekolman gelişmesine engel olunabilir. Retina dekolmanı gelişmişse tedavi cerrahidir. Dekolman cerrahisi genel anestezi gerektirir. Önce yırtıklar tespit edilip dondurularak kapatılır. Retinanın ve yırtığın durumuna göre silikon bantlarla çökertme yapılır, ve retina altındaki sıvı boşaltılarak retinanın yatışması sağlanır. Travmaya bağlı dev yırtıklarda ya da diyabet hastalarında bantların oluşturduğu retina çekintileri varsa vitrektomi adı verilen ameliyat yöntemi ile tüm vitre ve çekintiler, bantlar temizlenerek, göz içine tamponad uygulanır. Yırtık etrafı ve retina lazer ile yatıştırılır. Retina yırtık ve dekolmanlarında erken teşhis ve tedavi başarıyı artırır.

Üveit

Üveit, göz küresinin damardan zengin uvea dokusunun iltihabi hastalığıdır. Uvea dokusunun ön kısmı olan iris ve çevre dokuların etkilenmesine ön üveit, retina ve koroid etkilenmesine arka üveit denir. Bazen tüm uvea dokusu tutulur ve panüveit olarak adlandırılır.

Vücudun bağışıklık sisteminin bozulması, bazı sistemik hastalıklar, mikroorganizmaların yarattığı enfeksiyon ve travma üveite neden olabilir. Örneğin otoimmun kökenli bağ dokusu hastalıklarından Behçet Hastalığı ve bazı eklem hastalıklarında göz tutulumu üveit olarak ortaya çıkar.

Gözde ağrı, kızarıklık, ışığa bakamama ve bulanık görme ilk bulgulardır. Bu şikayetlerin olduğu aktif dönem ya kendiliğinden ya da tedavi ile geçer ve hastalık ikinci bir atağa kadar sessiz kalır. Eğer iyi tedavi edilmezse her atak gözde bir sekel bırakır. Katarakt, glokom, bant keratopati, retina ödemi gibi komplikasyonlar geliştirerek ciddi bir görme kaybına neden olur. 

Erken teşhis ve tedavi ile iltihabi reaksiyon baskılanır. Amaç, hastayı rahatlatmak ve görme kaybına sebep olacak komplikasyonları engelleyerek görmeyi korumaktır.

Tedavi, sıklıkla kortikosteroidler, sikloplejik ajanlar ile yapılır. Bazı ağır olgularda bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar da kullanılırlar.

Hemşirelik Hizmetleri

Medistate’te Hemşire
olmanın Ayrıcalığını
Birlikte Yaşayalım.

Detaylı Bilgi

Hekim Kadrosu

Hastanemizin uzman
akademik kadrosu
üstün hizmet
kalitesiyle sizlerle...
detaylı bilgi
--