Medistate

Genel Cerrahi

Fıtık ve Laparoskopik Cerrahi Tedavisi

Fıtık nedir?

Karın ön duvarındaki zayıf bir alandan, karın içi organlarının bir kese ile birlikte dışarı doğru çıkması durumu fıtık olarak tanımlanır.

Neden fıtık oluruz?

  • Genetik yani kalıtımsal nedenler
  • Ağır kaldırmak
  • Geçirilmiş ameliyatlar
  • Obezite
  • Sigara içmek
  • Karın içi basıncını artıran nedenler (Prostat büyümeleri, kabızlık, öksürük, kitleler…)
  • Yaşla birlikte artan dokudaki zayıflamalar

Fıtık olduğumuzu nasıl anlarız?

Şişlik ve ağrı en belirgin özellikleridir. Şişlik, genellikle eforla birlikte beliren ve istirahat halinde kaybolan bir şişliktir. Tuvalette ıkınırken, öksürük nöbetleri sırasında, ayaktayken belirir ve bu efor ortadan kalktığında şişlik kaybolur. Yani büyüyüp küçülme özelliğinde olan bir şişliktir. Ağrı ise fıtık kesesinin veya içerisine giren organın zarının gerilmesine bağlı oluşur. Rahatsız eden bir ağrıdır. Fıtık kesesi küçülürse ağrı da ortadan kalkar.

Fıtık tedavi edilmezse ne olur?

Fıtık kesesi boğulabilir. Boğulma fıtık kesesi içeriğinin tekrar karın içi boşluğa dönememesi halidir. Eğer bu organlar ince barsaklar ise oluşan dolaşım bozukluğu, barsak delinmelerine ve karın içi zarının iltihaplanmasına neden olur ki bu da hayatı tehdit eden durumlar yaratabilir.

Ayrıca, fıtık İçerisine giren organların dolaşımı bozularak çürüme ve delinmeler olabilir.

Fıtık tedavisi nasıl yapılır?

Fıtığın tedavisi cerrahidir. 2 çeşit tedavi vardır. Bunlar açık ve kapalı (laparoskopik) yöntemlerdir. Açık yöntem ile olan operasyonlarda, karın ön duvarındaki delik olan bölge dikişlerle ya da yama ile kapatılır. Kapalı (Laparoskopik) yöntemde ise ameliyat büyük kesiler olmadan kamera yardımı ile karın içerisinden, yama kullanılarak gerçekleştirilir. Açık yöntemlere göre daha konforludur.

Laparoskopik fıtık onarımı nasıl yapılır? Avantajları nelerdir?

Laparoskopik fıtık onarımları genel anestezi ile gerçekleştirilir. Fıtığın tipine ve uygulayacağınız yere göre yamalar tercih edilerek, yırtık olan bölgeye özel zımba ve dikişlerle bu yamalar tespit edilirler. Ameliyat sonrasında büyük kesiler olmadığı için hastaların ağrıları ve hareket kısıtlılıkları daha azdır. Daha hızlı olarak işlerine dönebilirler. Kasık fıtığı ameliyatından sonra ertesi gün araba sürüp işlerine dönebilirler. 2 hafta içerisinde hafif sporlarına başlayabilirler. Sporcular içinde uygun ameliyatlardır. Erken dönemde aktif spor hayatına dönebilirler. Kozmetik sonuçları, açık olan operasyonlara göre daha iyidir. Özellikle daha önce açık ameliyat olmuş ve nüks etmiş hastalarda, iki taraflı kasık fıtıklarında aynı deliklerden iki bölgeye de yama koyma şansı olduğundan, kesi yeri fıtıklarında nüksün daha az görüldüğünden, LAPAROSKOPİK FITIK ONARIMLARI‘nın avantajı büyüktür.

Obezite Merkezi

Obezite Merkezi

MEDISTATE OBEZİTE MERKEZİNDE HASTALARA MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM

MEDİSTATE OBEZİTE MERKEZİ’NDE HASTANIN OBEZ OLMASINA YOL AÇAN SEBEPLER TESPİT EDİLDİKTEN SONRA FARKLI TIBBİ BİRİMLER BİR ARADA ÇALIŞARAK TEDAVİ YÖNTEMİNİ BELİRLİYOR. AYNI ZAMANDA MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM OLARAK ADLANDIRILAN BU SİSTEMDE; ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARI, BESLENME VE DİYET, OBEZİTE CERRAHİSİ, FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON, PSİKOLOJİ GİBİ UZMANLIK ALANLARI HASTAYI DEĞERLENDİRİYOR VE TEDAVİ SÜRECİ ŞEKİLLENİYOR.

Obezite, vücutta aşırı yağ depolanması olarak tanımlanıyor. Bu sorun artış gösterdikçe solunum yetmezliğinden kalp problemlerine kadar sayısız hastalığı beraberinde getiriyor. Kişinin obez olup olmadığını anlamak için Vücut Kitle Endeksi’ne bakılıyor. Boyun metre cinsinden karesinin kiloya bölünmesiyle çıkan değer Vücut Kitle Endeksi’ni ifade ediyor. Vücut yağ oranının erkeklerde yüzde 25; kadınlarda ise yüzde 30'un üzerine çıkması obezite ile ilişkilendiriliyor. Bireylerin yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyaçları var. Alınan enerjiyle harcanan enerjinin dengede tutulması sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için büyük önem taşıyor. Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması, vücutta yağ olarak depolanmasına ve obezite oluşumuna sebep oluyor. Nihayetinde ise yaşam kalitesi ve süresi olumsuz yönde etkileniyor, toplumsal sağlığı ciddi risk altına giriyor. Ayrıca sigorta sistemleri üzerindeki yük de her geçen gün artıyor.

MEDİSTATE OBEZİTE MERKEZİ’NDE KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ YÖNTEMLERİ TERCİH EDİLİYOR

Obezite tedavisinde hastalığa neden olan faktörlerin saptanıp ortadan kaldırılması başarılı bir sonuç elde etmek için şart. Aksi takdirde verilen kilolar hızlıca geri alınıyor ve sorunlar tekrar ediyor. Obezite tedavisinde vücut ağırlığının 6 aylık dönemde yüzde 10 azalması, hastalığın yol açtığı diğer sorunların önlenmesinde önemli katkı sağlıyor. Ancak hastalığa kaynak oluşturan nedenler giderilmediği sürece hastalar verdikleri kiloları tekrar geri alıyor ve sürdürülebilir bir iyileşme sağlanamıyor. Medistate Obezite Merkezi’nde hastanın obez olmasına yol açan sebepler tespit edildikten sonra farklı tıbbi birimler bir arada çalışarak tedavi yöntemini belirliyor. Aynı zamanda multidisipliner yaklaşım olarak adlandırılan bu sistemde; Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları, Beslenme ve Diyet, Obezite Cerrahisi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikoloji gibi uzmanlık alanları hastayı değerlendiriyor ve tedavi süreci şekilleniyor.

OBEZİTE TEDAVİSİNDE ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA HASTALIKLARININ ROLÜ

Yeme bozuklukları ve hareketsiz yaşam dışında obeziteye neden olan birçok endokrinolojik hastalık bulunuyor. Bu nedenle obez bireylerin endokrinolojik olarak incelenmesi tedavi sürecinin ilk adımını oluşturuyor. Temel olarak obeziyetle mücadele ne kadar erken başlarsa, alınan sonuç da o kadar kalıcı oluyor. Cushing Sendromu, hipotiroidi, insülin direnci, Polikistik Over Sendromu, diğer genetik sendromlar ve salgılanan bazı hormonlar obeziteye neden olabiliyor. Ayrıca bazı metabolik bozukluklar hastaların sağlıklı beslenme programına uymalarını güçleştirebiliyor. Tüm bu nedenlerle endokrinolojik inceleme obezite tedavisinde ilk adımı oluşturuyor. Hasta endokrinolojik olarak değerlendirildikten sonra farmakolojik tedaviler düzenleniyor. Bu sürecin ardından hastanın test sonuçlarına, vücut ölçülerine, hormonal profili ve mevcut hastalıklarına göre beslenme ve diyet uzmanı tarafından diyet programı planlanıyor. Medistate Obezite Merkezi’ne başvuran hastalar için aynı zamanda cerrahi açıdan da risk ve fayda değerlendirmesi yapılıyor ve toplanan kurul en doğru tedavi planına karar veriyor.

OBEZİTE MÜCADELESİNİN OLMAZSA OLMAZI; DOĞRU BESLENME VE DİYET

Obezite tedavisinin bir diğer önemli ayağını doğru beslenme ve diyet oluşturuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı tarafından diyet programı belirlenmeden önce hastaların beslenme alışkanlıkları ayrıntılı olarak gözden geçiriliyor; vücut analizi yapılarak, vücuttaki yağ, kas ve su miktarı saptanıp, vücudun çalışma hızı tespit ediliyor. Elde edilen bu verilere yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite ve kan bulguları da eklenerek kişiye özel beslenme programı hazırlanıyor. Ayrıca hastalar için obezite cerrahisi planlandığında, ameliyatı öncesi ve sonrasında özel bir diyet programı uygulanarak, daha başarılı sonuç alınmasına katkıda bulunuluyor.

HASTANIN KENDİNE VE TEDAVİYE GÜVENMESİ ŞART

Obez hastaların fizyolojik sorunlarının yanında sosyal ve psikolojik olarak da desteklenmesi, tedavi programının başarısında önemli rol oynuyor. Geçmişte yaşanan ve başarısız sonuçlanan diyet ve egzersiz girişimleri; iş, okul, özel yaşamdaki sosyal baskılar ve bunların tümünün yarattığı özgüven eksikliği, obezite tedavisini zorlaştıran unsurlar olarak sıralanıyor. Obezite tedavisinde hastanın önce kendisine ve programa inanması gerekiyor. Dolayısıyla kalıcı kilo kontrolünde sosyal ve psikolojik destek, diğer tedaviler kadar önem taşıyor. Medistate Obezite Merkezi’nde diğer disiplinlerle birlikte psikolojik ve sosyal yönden de hastanın motivasyonu sağlanarak, sürdürülebilir bir kilo kontrolü hedefleniyor.

İLAÇ TEDAVİSİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Obezitenin önlenmesi için kullanılan ilaçlar, asla başlı başına bir tedavi yöntemi değil. Yalnızca tedavinin tamamlayıcısı olarak hastaya veriliyor. Zira obezite ilaçları tedavide yetersiz kalıyor ve etkinlikleri son derece sınırlı.

FİZİK TEDAVİ, KİLO KONTROLÜNÜ SÜREKLİ HALE GETİRİYOR

Tedavisi disiplinler arası bir programı gerektiren obezitede diyetin yanı sıra fizik tedavi de önemli yarar sağlıyor. Obezite rehabilitasyonunda hasta, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı tarafından değerlendiriliyor ve ardından tedavisi planlanıyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, hastanın kilo vermesinin yanı sıra kas-iskelet sisteminin korunması, obezitenin yol açabileceği eklem hastalıklarının önlenmesi gibi avantajlar sunuyor. Obezitenin medikal tedavisi metabolizma uzmanları tarafından değerlendirilerek planlandıktan ve diyetisyen eşliğinde tedavi programı çizildikten sonra hastanın kişisel özelliklerine göre obezite rehabilitasyonu planlanıyor. Hasta diyet programı içerisindeyken beraberinde kas iskelet sistemi ile ilgili tedavi programı Faz I ve Faz II olmak üzere iki aşamalı olarak düzenleniyor. Faz I programı, hastanın pasif, tedavi sisteminin aktif olduğu dönemi içeriyor. Faz II dönemi ise hastanın aktif olarak yaptığı egzersizlerden oluşuyor. Egzersiz programları hastanın medikal tedavisine paralel olarak düzenli olarak sürdürülüyor.

OBEZİTE CERRAHİSİ NE ZAMAN TERCİH EDİLİYOR?

Beden kitle indeksi 40’ın üzerinde olup düzenli diyet ve egzersize rağmen kilo veremeyen hastalarda bir tedavi yöntemi olarak cerrahiye başvurulabiliyor. Ayrıca beden kitle indeksi 35- 40 arasında olup obeziteye bağlı hipertansiyon, diyabet veya uyku apnesi gibi ek hastalıkları olan hastalarda da obezite cerrahisi uygulanıyor. Obezite ameliyatları, hastaların kilo verip, daha fit bir görüntüye sahip olmasının yanı sıra hipertansiyon, diyabet, yüksek kan yağları, ürik asit yüksekliği gibi hayatı tehdit eden ve organları bozan kan değerlerinden de kurtulmalarını sağlıyor. Tüp mide ameliyatlarında bazı hastalar yeme dürtülerinden dolayı zaman içerisinde verdiği kiloları geri alabiliyor ancak obezite ameliyatının ardından hastanın eski kilolarına dönmesi zorlaşıyor. Verilen kiloların tekrar alınmaması için hastanın belirlenen fiziki aktiviteleri bir yaşam tarzı haline getirmesi gerekiyor. Şeker hastalığından korunmak için de verilen kiloların geri alınmaması son derece önem taşıyor.

OBEZİTE CERRAHİSİNE ENGEL OLUŞTURAN DURUMLAR

  • Ciddi psikiyatrik problemi olan hastalar
  • Ameliyat sonrası tedavi uyumu sağlayamayacak hastalar
  • Madde ve alkol bağımlılığı olan hastalar
  • Anestezi almaya engel bir durumu olan hastalar.

OBEZİTE CERRAHİSİNİN SAĞLADIĞI AVANTAJLAR

  • Hipertansiyon problemi olan obez hastalarda ameliyat sonrası tansiyon ölçümlerinde ciddi düzelmeler oluyor. Hastaların yüzde 60 ila 70’i tansiyon ilaçlarını kesiyor.
  • Tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri seviyelerinde ciddi düzelmeler meydana geliyor. Hastaların yarıdan fazlası kullandıkları antidiyabetik ilaçları bırakabiliyor.
  • Ameliyatın ardından kalp hastalığı riskinde belirgin azalma gözleniyor.
  • Fazla kilolara bağlı olarak gelişen uyku apnesi problemleri düzeliyor.
  • Solunum sistemi sıkıntılarında azalma yaşanıyor. Hastaların hayat kalitesi artıyor.

OBEZİTE CERRAHİSİNDE HANGİ YÖNTEMLER KULLANILIYOR?

Obezite cerrahisinde Mide Bandı, Tüp Mide ve Gastrik Bypass yöntemleri kullanılıyor. Operasyonlar öncesinde hastanın vücut yağ oranını azaltmak, kas dokusunu korumak ve ameliyatın ardından uygulanacak tedaviye hazırlamak için bir diyet programı oluşturuluyor.

Mide Bandı

Mide bandı ameliyatları laparoskopik yöntemle gerçekleştiriliyor. Midenin giriş kısmından 3-4 santimetre aşağıya yerleştirilen bir bant sayesinde küçük bir mide cebi oluşturuluyor. Bandın ayarlanabilir olması sayesinde hastanın takiplerine göre bandın sıkılığı artırılıp azaltılabiliyor. Bu ayarlama işlemini yapabilmek içinse cilt altına bir port yerleştiriliyor. Bant kayması, bandın erozyonu, yutma problemleri, bant hasarlanması ve port yeri problemleri ameliyat sonrasında karşılaşılabilecek sorunlar arasında sayılabilir.

Tüp Mide

Tüp mide ameliyatı, obezite cerrahisi ameliyatları arasında en çok tercih edileni. Ameliyat laparoskopik yöntemle başarılı bir şekilde yapılabiliyor. Midenin büyük bir bölümü çıkartılıyor ve geriye yaklaşık midenin total hacminin yüzde 25-30’u kalıyor. Ameliyatta mide fundus denilen üst kısım da çıkarılıyor. Bu nedenle mide fundusundan salgılanan ve iştah hormonu olan grelin düzeyleri düşüyor ve hastalarda ameliyat sonrası iştah kontrolü daha kolay sağlanıyor. Bu ameliyatta mide kapasitesinde azalma olmasına rağmen mide fonksiyonlarında bir bozulma meydana gelmiyor. Ayrıca midede ülser oluşma riski azalıyor.

Gastrik Bypass

Gastrik Bypass ameliyatında, mide girişinde yaklaşık 25-30 cc’lik mide hacmi oluşturuluyor ve mideden 100-150 santimetre uzaklıkta bir incebağırsak bölgesi bu cep ile birleştiriliyor. Bu ameliyat yemeyi kısıtlarken, emilimi azaltıyor. Teknik olarak daha zor bir ameliyat olan Gastrik Bypass’ın riskleri de nispeten yüksek ve geri dönüşümsüz bir ameliyat. Uzun dönem sonuçları tüp mide ameliyatı ile benzerlik gösteriyor; bu nedenle günümüzde tüp mide ameliyatı biraz daha fazla tercih ediliyor.

Obezite Cerrahi

Obezite ameliyatları, hastaların kilo verip, daha fit bir görüntüye sahip olmasının yanı sıra hipertansiyon, diyabet, yüksek kan yağları, ürik asit yüksekliği gibi hayatı tehdit eden ve organları bozan kan değerlerinden de kurtulmalarını sağlar.

Tüp mide ameliyatlarında bazı hastalar yeme dürtülerinden dolayı zaman içerisinde verdiği kiloları geri alabilir, ancak obezite ameliyatının ardından hastanın eski kilolarına dönmesi çok zordur.

Verilen kiloların tekrar alınmaması için hasta belirlenen fiziki aktiviteleri bir yaşam tarzı haline getirmelidir. Şeker hastalığından korunmak için de verilen kiloların geri alınmaması son derece önemlidir ve Hipertansiyonda obezite cerrahisi sonuçları daha etkilidir.

Obezite Cerrahisi Kimler İçin Uygundur

Beden kitle indeksi 40’ın üzerinde olup düzenli diyet ve egzersize rağmen kilo veremeyen hastalar ile Beden Kitle İndeksi 35- 40 arasında olup obeziteye bağlı hipertansiyon, diyabet veya uyku apnesi gibi ek hastalıkları olan ve düzenli diyet ve egzersize rağmen kilo veremeyen hastalara obezite cerrahi uygulanır.

Ameliyat İçin Engel Oluşturacak Durumlar

  • Ciddi psikiyatrik problemi olan hastalar
  • Ameliyat sonrası tedavi uyumu sağlayamayacak hastalar
  • Madde ve alkol bağımlılığı olan hastalar
  • Anestezi almaya engel bir durumu olan hastalar.

Obezite Cerrahisinin Sağladığı Avantajlar 

  • Hipertansiyon problemi olan obez hastalarda ameliyat sonrası tansiyon ölçümlerinde ciddi düzelmeler olur. Bu hastalar %60-70 tansiyon ilaçlarını kesmektedir.
  • Tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri seviyelerinde ciddi düzelmeler olur. Hastaların yarıdan fazlasın kullandıkları antidiyabetik ilaçları bırakabilir.
  • Ameliyatın ardından kalp hastalığı riskinde belirgin azalma olur.
  • Fazla kilolara bağlı uyku apnesi problemleri düzelir.
  • Solunum sistemi sıkıntılarında düzelme olur.
  • Yukarıda bahsedilen yararların sonucunda hastaların hayat kaliteleri belirgin olarak artar.

Ameliyat Çeşitleri

Mide Bandı

Mide bandı laparoskopik yöntemle yapılan bir operasyondur. Midenin giriş kısmından 3-4 cm aşağıya yerleştirilen bir band sayesinde küçük bir mide poşu oluşturulmuş olur. En önemli avantajı bandın ayarlanabilir olmasıdır. Hastanın takiplerine göre bandın sıkılığı arttırılıp azaltılabilir. Bu ayarlama işlemini yapabilmek için cilt altına bir port yerleştirilir.

Band kayması, bandın erozyonu, yutma problemleri, band hasarlanması ve port yeri problemleri ameliyat sonrasında karşılaşılabilecek sorunlar olarak sayılabilir.

Tüp Mide (Sleeve gastrektomi)

En popüler obezite cerrahisi ameliyatı tüp mide ameliyatıdır. Ameliyat laparoskopik yöntemle başarılı bir şekilde yapılabilmektedir.   Bu ameliyatta midenin büyük bir bölümü çıkartılır ve geriye yaklaşık midenin total hacminin %25-30 u kalır.

Ameliyatta mide fundus denilen üst kısmı da çıkarılır. Bu nedenle mide fundusundan salgılanan ve iştah hormonu olan Grelin düzeyleri düşer ve hastalarda ameliyat sonrası iştah kontrolü daha kolay olur.

Bu ameliyatta mide kapasitesinde azalma olmasına rağmen mide fonksiyonlarında bir bozulma olmaz. Midede ülser oluşma riski azalır.

Gastrik Bypass

Bu ameliyatta mide girişinde yaklaşık 25-30 cc lik mide hacmi oluşturulmakta ve mideden 100-150 cm uzaklıkta bir incebağırsak bölgesi bu poş ile birleştirilmektedir. Bu ameliyat hem yemeyi kısıtlayıcı hem de emilimi azaltıcı bir ameliyattır. Teknik olarak daha zor ve riskleri biraz daha yüksektir ve geri dönüşümsüz bir ameliyattır. Uzun dönem sonuçları tüp mide ameliyatı ile benzerdir, bu nedenle günümüzde tüp mide ameliyatı biraz daha fazla tercih edilmeye başlanmıştır.

Kabızlık ve Hemoroid İlişkisi

Hemoroid ya da diğer adıyla Basur, anal kanalda dışkı kontrolüne yardımcı olan damarsal yapılardır. Bu yapılar şiştiği veya iltihaplandığı durumda hemoroid oluşur.

Genel Cerrahi Uzmanı, Prof. Dr. Adil BAYKAN, Önemli bilgiler paylaşıyor.

"Kabızlık durumunda aşırı ıkınmalar gerçekleşir. Dışkının kuru olması hemoroidi tetikler. Uzun süreli kabızlık mutlaka önlem alınması gereken bir durumdur."

Hemoroid'i Umursamamak Olmaz

Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, rektumda ya da kalın bağırsakta tümör olmadığından emin olmaktır.

Kişide kanama varsa ve süreklilik gösteriyorsa mutlaka hekime muayene olmalıdır.

Kalın Barsak Kanseri en üst sıralarda görülen kanser türlerindendir. Öte yandan, tanısı kolonoskopi ile kolaylıkla konulabilir.

Hemoroid hastalığı bulunan 30 yaş üstü hastalarda, kolonoskopik tetkik yapılması gerekir.

Hiçbir şikâyeti olmayan 50 yaş üstü kişiler ise, düzenli olarak kolonoskopik tetkik yaptırmalıdır.

Hemoroid’in Önlenmenin 4 Basit İpucu

Hemoroid’in Önlenmenin 4 Basit İpucu

Yaşam kalitesini düşüren Hemoroid, halk tarafından bilinen diğer adıyla Basur’dan hayat tarzımızda bazı basit değişiklikler yaparak uzak durabiliriz. 

1) Düzenli tuvalet alışkanlığını korumalı

Eğer düzenli tuvalet alışkanlığına sahip değilseniz ya da düzenli tuvalet alışkanlığınızı değişik sebeplerle erteler ve geciktirirseniz; dışkı bağırsakların içinde kalması gereken süreden daha uzun kaldığı için sertleşecek ve makat çıkışında zorlanmaya neden olacaktır. Bu nedenle ıkınmayı arttıracak ve Hemoroid oluşumuna sebep olacaktır. Ikınma ile makat bölgesine yapılan basınç artacağı için Hemoroid oluşumunu kolaylaştırmaktadır.

2) Tuvalette uzun zaman geçirmemeli

Tuvalette oturma pozisyonuna da bağlı olarak anal kan damarları, fazladan strese maruz kalarak Hemoroid oluşumunu artırır.

3) Yeterli sıvı almalı ve lifli gıdalar tüketmeli

Diyetinizi yeniden gözden geçirmeniz gereklidir. Yumuşak ve kolay geçişli gayta için, vücudun yeterli sıvı ihtiyacını karşılamak ve akıllı diyet seçimi gerekir. Özellikle lifli (posalı) gıdalar tercih etmek gerekir. Lifli besinler kabızlığa engel olmaktadır. Kabızlık oluşmadığında, Hemoroid için risk faktörü de azalmaktadır.

4) Egzersizi ihmal etmemeli

Hareketsiz bir yaşam tarzı bağırsakların çalışmasına negatif yönde etki eder. Egzersiz bağırsak hareketleri için çok önemlidir. Yürüme, koşma, bisiklete binme vb gibi tüm egzersizler, yani aktif bir hayat tarzı, bağırsak hareketleri üzerinde olumlu etki ederek, kabızlığı önler. Böylece, Hemoroid oluşumuna neden olan mekanizma engellenmiş olur.

Kolon ve Rektum Kanserleri

Kolon ve Rektum Kanserleri

Kolon kanseri önlenebilen ve tedavi edilebilen bir kanser türü mü?

Kanser bugün dünya tıbbının üzerinde çalıştığı hastalıkların başında geliyor. Nedenleri, oluşum mekanizması ve tedavileri üzerine sürekli yeni bir bilgi geliyor. Bugüne kadar yapılan araştırmalardan çıkan ortak sonuç; erken tanı ile hastaya yaşam şansı verilebildiği gerçeğidir.

Gerek erken tanı yöntemleri, gerekse farkındalığın artması sonucu birçok kanseri erken evrede yakalamak ve hatta tam kür (iyileşme) sağlamak mümkün olabiliyor. Kolon yani kalın bağırsak kanseri bu kanserlerin başında geliyor. Öncü belirtilerini yaklaşık beş yıl öncesinden gösteren bu önemli kanser türü ve tedavisi hakkında detaylıca bahsetmek gerekirse;

Öncelikle kolon ve rektumun arasındaki fark nedir?

Kolon ve rektum yaklaşık 1.5 metre uzunluğunda ve karnın iç kısmında ters U şeklinde yer alan kalın bağırsak yapımızdır. Kolon (kalın bağırsak) kanseri tedavisi bir noktaya kadar standart bir cerrahi ile yapılırken, rektum kanseri özel deneyim ve uzmanlaşmayı gerektiriyor. Anatomik yapıları tedavi şemaları da doğal olarak birbirinden çok farklı. Genellikle bu yapılar insanlar tarafından karıştırılıyor. Bu nedenle öncelikle bu iki yapının ne oldukları ayrımının çok iyi bilinmesi gerekiyor. Anatomik olarak bakıldığında anüsten yukarı doğru 15 cm.’lik bölüme rektum deniyor ve bu yapı leğen kemiklerinin içinde yer alıyor. Leğen kemiklerinin dışına, karnın içine doğru olan diğer bölümse kolonu yani kalın bağırsağı oluşturuyor.

Hastalık hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

En sık karşılaşılan belirti, makattan kan gelmesi. Ancak bu durum kalın bağırsak ya da makatı ilgilendiren birçok sorunun ortak belirtisi olmakla birlikte makattan kan gelmesi insanları hekime getiren neden oluyor. Hastalarda en sık görülen belirtilerden biri de dışkılama alışkanlıklarındaki değişiklikler. Yani hasta bir süre kabızken hemen ardından ishal gelişebiliyor. Ya da devamlı kabızlık veya ishalle karşımıza gelebiliyorlar. Bunun yanında sürekli dışkılama ihtiyacı varmış gibi hissetmek ama tuvalette dışkılayamamak gibi değişiklikler de görülebiliyor. Ayrıca, karında müphem ağrılarla da kendini gösterebiliyor. Önemli diğer bir belirti de orta yaşlardan sonra ortaya çıkan anemi. Bu, özellikle sağ kolon kanserinin önemli bir habercisi olabiliyor.

Kolon kanseri, oluşmadan önce hangi öncül belirtileri gösteriyor?

En önemli belirtisi, polip dediğimiz, kalın bağırsağın değişime uğraması durumu. Bağırsağın iç yapısı olan mukozada önce kabarıklık oluyor ve sonrasında bu yapı büyüyerek polip ortaya çıkıyor. Zamanla polip büyüyerek bir yükselti oluşturuyor. Büyümenin devam etmesiyle birlikte polipin en tepesinde çürüme yani kanserleşme başlıyor. Yine zaman içinde tepeden aşağıya doğru kanser yayılıyor. Böylece iç derideki bu değişim belli bir zamandan sonra zarar vermeye başlıyor. Poliplerin kanserleşmeye başlayıp yayılması yaklaşık 4-5 yıllık bir sürede gerçekleşiyor.

Her polip oluşumu kanserleşir mi?

Polipler normalde 50 yaşına kadar çok fazla görülmez. 50 yaşından sonra da toplumda yüzde 5-10 civarında rastlanır. 70 yaşından sonra yapılan otopsi incelemelerinde ise görülme oranının yüzde 20’lere çıktığı görülüyor. Bu demektir ki polip oluşumu yaşla birlikte artıyor. Ancak polip görülen herkes kolon kanseri olmaz. Poliplerin boyuna, şekline ve yapısına göre kanserleşme oranı da değişiyor. Örneğin, 1 cm.’nin altındaki poliplerin kanserleşme oranı çok düşükken, büyüklüğü 1 cm.’nin üzerine çıktığında kanserleşme oranı da yükseliyor. Polip büyüdükçe kanserleşme riski artıyor. Ancak mutlaka belirtilmesi gereken bir nokta var ki, poliplerin hepsi kanserleşmese de mutlaka kontrol altında tutulmaları ve biyopsi yapılması gerekiyor. Önemli bir diğer nokta da polipler kanserleşmeden alındığı takdirde kolon kanser riski de sıfırlanmış oluyor.

Poliplerin varlığı nasıl anlaşılıyor?

Tanı yöntemleri içinde hem pratik olması hem de doğru sonuçlara ulaşılması açısından en yaygın kullanılan yöntem kolonoskopi. Bazı hastalarda poliplere bağlı kanama oluşabiliyor. Ancak kanamanın olması kanserleşme açısından tehlikeli bir durum; riskin arttığının önemli bir göstergesi.

Kolon kanserinin önlenebilir bir kanser midir?

Kesinlikle evet. Kolon kanserlerinin yüzde 85’e yakını önlenebiliyor. Ancak, unutulmaması gereken çok önemli bir nokta var; bunun için erken tanı konulması şart. Tanı konulmasında da kolonoskopi altın seçenek.

Kolon kanserinde kimler risk altında?

Kalın bağırsak kanseri aslında her yaşta ortaya çıkabilen bir kanser. Ancak 50 yaş sonrasında risk artıyor. Kalın bağırsak kanseri herhangi bir yaşta ortaya çıksa bile hastaların yüzde 70’inden fazlası 50 yaşın üzerinde olan kişiler. Bu yaştan sonra risk, her 10 yılda ikiye katlanarak artıyor. Bu nedenle 50 yaşını geçmiş kişiler risk grubu içine girmiş oluyorlar. Bunun yanında, birinci derecede kan bağı olanlarda kolon kanseri olması, ailesinde polipozis hastalığı bulunması, yumurtalık ve rahim kanseri olan kadınlar, uzun yıllar ülseratif koliti olanlar riskli grupta yer alıyor. Bu nedenle bu kişilerin daha erken zamanda kolonoskopik tetkiklerinin belli aralıklarla yapılması gerekiyor. Ayrıca kolan kanserlerinde tam olarak ispatlanmamış olsa da endüstriyel gıdaları fazla tüketenler ve aşırı kilolu olanlar risk grubunda yer alıyor.

Kolon kanseri agresif- saldırgan bir kanser mi?

Eğer bir sıralama yapacak olursak organ kanserleri içerisinde kolon kanserleri; akciğer, pankreas, mide, karaciğer gibi organların kanser türlerinden çok daha iyi bir seyir gösteriyor. Ancak şunu da hemen belirtmemiz gerekiyor, bu durum ileri evrelerde olmayan, metastaz yapmamış olanlar için geçerli. Erken evrede yakalayabilmenin de en iyi yolu kolonoskopi.

Klinik bulgu olarak sol kolonda yer alan kanserler daha çabuk tıkanma belirtisi vererek karşımıza çıkarken, sağ kolon daha geniş çaplı olması nedeni ile tıkanma belirtisinden çok, genelde anemi dediğimiz kansızlık, halsizlik gibi durumlarla karşımıza çıkıyor. Bu nedenle sağ kolon tümörleri biraz daha geç tanı alıyor. Bu durum nedeni ile de belli yaştaki kişilerde ortaya çıkan anemilerde vakit geçirmeden öncelikle kolonoskopi ve mide içinde gastroskopi mutlaka yapılmalı. Böylece olası bir kolon veya mide tümöründe sinsice gelişen kanama erken olarak yakalanmış oluyor.

Kolon kanserinde tedavi yaklaşımı nasıl?

Kolon kanserinin tedavisi, ameliyatla o kısım kolonun alınması şeklinde yapılıyor. Bu ameliyatta tüm lenf bezlerinin ve eğer varsa yapışık çevre organların birlikte hepsinin geniş bir şekilde çıkarılması gerekiyor. Ameliyatlar açık veya laparoskopik yolla yapılıyor, ancak sağ kolon tümörlerinde açık ameliyat ile daha iyi sonuçlar alınıyor. Hastanın şişman olması cerrahiyi zorlaştırıcı bir etken. Bu hastalarda cerrahi komplikasyonlara daha sık rastlanıyor.

Ameliyat sonrasında hasta nelere dikkat etmeli?

Ameliyattan 7-10 gün sonra cerrahi düzelme oluyor. Eğer hastada lenf bezi tutulumu varsa hasta bir ay içerisinde kemoterapi için yönlendiriliyor. Bazı durumlar dışında lenf bezi negatif hastalarda kemoterapiye gerek görülmüyor. Ameliyat olan hastaların ilk iki yıl, 4-5 ay aralıklarla ve daha sonra altı ayda bir, ameliyattan üç yıl sonra ise senede bir kez mutlaka ameliyat eden cerrah tarafından takip edilmesi şart.

Kolon kanserinde tam kür sağlamak mümkün mü?

Elbette mümkün. Birinci ve ikinci evrede saptandıysa yüzde yüze yakın oranda tam kür sağlanıyor.

Kolon kanserinin yaygınlığı ne ve neden önemli bir kanser türü?

Her iki cinste görülen organ kanserleri içerisinde kolon ve rektum kanserleri, akciğer kanserinden sonra görülme sıklığında ikinci sırada yer alıyor. Yaygınlık açısından bakıldığında oluşumu ve sıklığı bu denli yaygın olmasına rağmen erken yakalandığında iyileşme oranlarının yüksek olması kalın bağırsak ve rektum kanserinin önemini artıyor. Akciğer, meme, pankreas gibi diğer organ kanserlerine bakıldığında kanserin direkt olarak başladığını görüyoruz ve bu organ tümörleri erken yakalanmış olsalar dahi ‘kanser’ olarak tanı alıyorlar. Ancak kolon ve rektum kanseri, bu kadar sık görülmesine rağmen hastalık hemen kanser olarak başlamıyor. Kanser tanısı almadan önce kanser öncesi oluşumlar (polipler) ile kendini gösteriyor. 100 tane kolon ve rektum kanserinin 85’i bu öncülerden başlayıp kansere dönüşüyor. Şu halde bu öncülerin daha önceden saptanması ve yok edilmesi ileride oluşacak bir kolon ve rektum kanserinin önlenmesini sağlayabiliyor.

Polipler normalde 50 yaşına kadar çok fazla görülmez. 50 yaşından sonra da toplumda yüzde 5-10 civarında rastlanır. 70 yaşından sonra yapılan otopsi incelemelerinde ise görülme oranının yüzde 20’lere çıktığı görülmektedir.

Erken tanı için ne yapılması gerekiyor?

Gaitada gizli kan aranması bir tanı yöntemi olmakla beraber yüzde 30 oranında doğruluk sağlıyor. Çoğu kez en az iki kere 3-5 gün ara ile tekrarlamak gerekiyor. Ayrıca bu test, erken tanıdan çok, artık oluşmuş bir kanserin ortaya konmasına düşük oranda teşhisi olanaklı kılıyor.

Erken tanı için esas olan kolonoskopik tetkik. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bu aynı zamanda kanser olmadan önlenmesini de sağlayabiliyor.

Eğer hastanın kalın bağırsağında polip varsa mutlaka kolonoskopla alınır. Eğer alınamayacak durumda ise poliplerden biyopsi yapılıyor. Patoloji raporunda kanserleşme belirtileri saptanırsa mutlaka ameliyat gerekiyor. Bazı durumlarda büyük poliplerde yüzeysel alınan biyopsilerde kanser saptanamayabiliyor. Bu nedenle yine polipin iç kısımlarında bir kanser odağı taşıyabilme olasılığı ile bu büyük polipli kolon kısmının ameliyatla alınması en sağlıklı yol oluyor. Ancak bu kişilere cerrahi sonrasında da belli aralıklarla (ilk birkaç yıl 1-2 senede bir olmak üzere) mutlaka kolonoskopik tetkik yapılıyor.

Hiçbir şikayeti olmayan bir kişiye koruyucu amaçlı, 50 yaşından sonra ilk kolonoskopi yapılmalı. Bu kontrolde herhangi bir şey saptanmazsa beş yıl sonra tekrar kolonoskopi yapılmalı. Ancak yaş ilerledikçe polip oluşumunun artacağı da unutulmamalı. Ailesinde kolon kanseri geçirmiş olan kişilerin kontrollere daha erken başlanması gerekiyor. Bu kişilerde ilk kolonoskopinin 40-45 yaşında yapılması ve üç yıl arayla tekrar edilmesi, hastalığın erken tanınmasında önem kazanıyor.

Kalın bağırsak kanserlerinden korunmak için ne yapılmalı?

Kişilerin kolonoskopik tetkikten çekinmemeleri çok önemli. Kişi 50 yaş sınırındaysa ve yukarıda sayılan belirtileri gösteriyorsa ilk kolonoskopilerini yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopi sırasında yakalanan poliplerin çıkarılması kanserin önlenmesindeki en önemli etken.

Bunun dışında birçok kanser türünde olduğu gibi aşağıdaki faktörlere de dikkat etmek gerekiyor;

1) Egzersiz yapın: Düzenli egzersiz yapmak, birçok kanser türündün korunmak için yapılacakların başında geliyor.

2) Kilo verin: Fazla kilonuz varsa beslenme programlarıyla ve egzersizle bu kiloyu vermeye çalışın. Çünkü fazla kilo kolon kanseri açısından risk oluşturabiliyor.

3) Sigarayı bırakın: Sigara tek başına birçok kanser için risk oluşturuyor. Kolon kanserinde de risk artışına neden olan bir unsur olabileceğinden, sigara kullanılıyorsa mutlaka bırakılmalı.

4) Aşırı alkol tüketmeyin: Yapılan araştırmalar alkolün kalın bağırsak kanseri riskini artırdığını gösteriyor. Bu nedenle aşırı alkol tüketiminden kaçınmak gerekiyor.

5) Sağlıklı gıdalarla beslenin: Kalın bağırsak kanserinde yeme alışkanlıkları son derece önem taşıyor. Endüstriyel gıdalardan uzak durmak, düşük yağ içeren ve yüksek lifli gıdaları tercih etmekte yarar görülüyor.

Cerrahi Endoskopi

Endoskopi birimi tüm mide bağırsak hastalıkları tanısında bugün en etkin tanı ve bazen de tedavi aracıdır.Darlıkların açılması,stent yerleştirilmesi mümkün olmaktadır.ERCP,safra ve pankreas salgı yollarının görüntülenmesi ve hastalıklarının tedavisinde uygulanan etkin bir endoskopi yöntemidir.Bu yöntemle safra yollarına düşmüş taşlar alınmakta darlıklar açılmaktadır.Akut ve kronik pankreatit tedavisinde yararlanılmaktadır.

Onkolojik Cerrahi

Genel cerrahinin ileri bir alanı olan onkolojik cerrahi bölümünde özellikle kolon-rektum,yemek borusu,mide pankreas ve karaciğer gibi karın içi organlarıyla meme ve tiroid bezinin hastalıkları cerrahi tedavi edilmektedir.Sözü edilen kanserlerin bu konuda deneyimli cerrahi onkologlar tarafından ameliyat edilmeleri başarılı tedavi için elzemdir.

Reflü Tedavileri

Gastroözefagial reflü(GÖRH) hastalığı nedir?

“Heart burn”; göğüs kafesi arkasında hissedilen şiddetli ağrı sindirim sistemi problemlerinde ortaya çıkan bir şikayeti tanımlamak için kullanılan tıbbi bir terimdir. Bu şikayet genellikle GÖRH`ün bir bulgusudur. Şiddetli yanma şeklinde hissedilen bu bulgunun nedeni mide asidinin özefagusa(yemek borusu) kaçması sonucunda gelişir. Bu yanma, kesilme hissi kaburgalarla boyun arasında hissedilir. Ülkemizde yetişkin bir çok insanımız bu konforsuz, acı veren durumu ayda en az bir kere yaşamaktadır. GÖRH`de bulantı, yutkunmada zorluk, özelikle sabahları olan kronik öksürük ve hırıltılı solunum şikayetleri de olabilir.

GÖRH nedeni nedir?

Yemek yediğinizde yiyecekleri midenize ileten yemek borusuna özefagus denir. Özefagusun mideyle birleştiği yerde özefagusu çepeçevre saran kas tabakasından oluşan bir kapakçık sistemi vardır ve buna alt özefagus sifinkteri denir (LES:lower esophageal sphincter). Normalde yutma gerçekleştikten sonra asidik mide içeriğinin özefagusa kaçmasını engelemek için LES kapanır. GÖRH LES`in fonksiyonunu yapamaz hale gelmesi sonucu asidik mide içeriğinin alt özefagusa kaçmasıyla gelişir. Bu irritasyon ve inflamasyon özefagusta yanma hissine ve en nihayetinde ciddi zararlara yol açar.

GÖRH`ün oluşmasına yardımcı faktörler nelerdir?

Bazı insanlar doğuştan zayıf bir LES`e sahiptir. Ayrıca yağlı ve baharatlı yiyecekler, kullanılan bazı ilaçlar, dar elbiseler, sigara, alkol, zor egzersizler ve vücut pozisyonundaki değişiklik LES`te gevşemeye yol açarak reflü gelişimine katkıda bulunabilir.

GÖRH`ün tedavisi nasıldır?

GÖRH tedavisi üç basamaklı tedavi protokolü izlenerek gerçekleştirilir.

  • Yaşam alışkanlıklarında değişiklik yaparak:
    Bazı hastalarda diyet, sigara ve alkol alımının azaltılması, uykunun düzenlenmesi ve anti asit tedavisiyle şikayetlerinde azalma sağlanabilir.
  • İlaç tedavisi:
    Şikayetler yaşam tarzında değişikliğe rağmen düzelmediyse ilaç tedavisi kaçınılmazdır. Mide asidini nötralize eden antiasit ilaçlar ve asid üretimini engelleyici ilaçlar medikal tedavide kullanılır. Bu her iki ilaç etkili bir şekilde şikayetlerin sona ermesini sağlayabilir. Özefagusta oluşan irritasyon ve hasarın iyileşmesini de sağlar. Bu tedavi için cerrahınızla görüşmelisiniz.
  • Cerrahi tedavi:
    Hastanın yaşam alışkanlığında değişiklik yapmasına ve ilaç tedavisine rağmen şikayetlerin azalmaması veya sürekli ilaç kullanma ihtiyacı duyması, yaşamsal aktivitelerinin engellenmesi durumunda cerrahi tedavi uygulanır. GÖRH`ün tedavisinde “cerrahi” çok etkili bir yöntemdir.

Laparoskopik metodun avantajları nelerdir?

  • Ameliyat sonrası ağrının az olması
  • Hastanede yatma süresinin kısalığı(1 gün)
  • İşe dönüş süresinin azalması
  • İyi kozmetik sonuç

Laparoskopik antireflü cerrahisi öncesi ne yapılmalı?

  • Cerrahınız size potansiyel riskleri anlatacak ve ameliyat için sizden yazılı kabul kağıdı alacaktır.
  • Operasyon öncesi hazırlık kan tetkikleri, akciğer filmi ve kalp grafiği(EKG)ni içerir.
  • Ameliyat gününden bir gün önce veya gecesi duş almanız önerilir.
  • Operasyondan önceki geceden itibaren yemek yememeli veya bir şeyler içmemelisiniz. Cerrahınızın bilgisi dahilinde almanız gereken ilaçları az su ile içebilirsiniz.
  • Aspirin, kan sulandırıcı ilaçlar, vitamin E, ağrı kesiciler gibi ilaçlar kullanıyorsanız bunları cerrahınıza bildirin. Bu ilaçların operasyondan 1 hafta öncesi kesilmesi gereklidir.
  • Diyet ilaçlarının ameliyattan 2 hafta önce kesilmesi gerekir.
  • Sigara içiminin bırakılması gerekirse bırakmak için yardım alınması gerekir.

Ameliyat günü ne yapılmalıdır?

  • Operasyon için gerekli ilaçların ve serumun verilmesi için küçük bir damar yolu açılacaktır.
  • Ameliyat öncesi gerekli ilaçlar verilecektir.
  • Ameliyat genel anesteziyle yapılacaktır ve siz bu süre boyunca uyuyacaksınız.
  • Operasyonu takiben odanıza uyanmış olarak gönderileceksiniz.
  • Ameliyat günü hastanede kalacaksınız. Genellikle bir sonraki gün öğleden sonra taburcu olunur ancak gerektiğinde bu süre uzayabilir.

Laparoskopik antireflü cerrahisi nasıl yapılır?

  • Laparoskopik antireflü cerrahisinin(sıklıkla yapılan Nissen fundoplikasyondur) amacı mide ile özefagus arasındaki kapakcık sistemini yeniden yapılandırmaktır. Operasyon midenin üst kesiminin özefagusun alt kısmının etrafına sarılmasıyla gerçekleştirilir.
  • Karın içerisi karbondioksit gazı ile şişirildikten sonra cerrah yaptığı küçük insizyonlardan(1-1,5cm) operasyon aletlerini ve bir adet özel video kamerayı karın içerisine sokar.
  • Operasyon monitörlerden cerrahi saha görülerek laparoskopik aletlerle yapılır.

Eğer operasyon laparoskopik olarak yapılamazsa ne yapılır?

Çok az sayıda hastada laparoskopik metod organların yetersiz görüntülenmesi ve/veya aletlerle tutulamaması nedeniyle açık prosedüre geçmek zorunda kalınır. Açık prosedüre geçme oranının fazla olduğu durumlar şunlardır; obezite, daha önce geçirilmiş karın ameliyatları ki bunlar karın içi organlarda ciddi yapışıklıklara yol açar ve operasyon sırasında geçekleşen ciddi kanamalar. Açık prosedürün uygulanma kararını cerrahınız operasyondan önce veya operasyon sırasındaki duruma göre verecektir. Cerrah laparoskopik prosedürden açık prosedüre geçişin daha güvenli olduğunu düşündüğü zaman bu bir komplikasyon anlamına gelmez. Bu güvenlilikle ilgili bir karardır. Kapalı prosedürden açık prosedüre geçme kararı tıbbın en temel kuralı olan hasta güvenliği ve hastaya zarar vermeme kuralını esas alır.

Ameliyat sonrası sizi neler bekliyor?

  • Hastalara ameliyat sonrasında evde düşük aktivitede bulunmaları önerilir.
  • Ameliyat sonrasında hafif düzeyde ağrılarınız olabilir. Az sayıda hastanın ağrı kesici ilaç kullanması gerekmektedir.
  • Ameliyat sonrası genellikle anti reflü ilaçlarına ihtiyaç duyulmaz.
  • Bazı cerrahlar cerrahi işlem sonrası hastalarına modifiye bir diyet uygularlar. Sıvı gıdadan katı gıdaya kademeli geçişi önerirler. Bunu cerrahınıza sorunuz.
  • Kısa sürede normal yaşamsal aktivitenize döneceksiniz. Bu aktiviteler yıkanma, yüzme, merdiven çıkma, bir şeyler kaldırma, çalışma ve seksüel aktiviteyi içerir.
  • İlk takibiniz operasyondan 1 hafta sonradır.

Bu operasyonun yan etkileri nelerdir?

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki operasyon geçiren hastaların büyük çoğunluğunda GÖRH`e ait semptomlar tamamen geçmiş ya da en aza inmiştir.

  • Bazı hastalarda ameliyat sonrası geçici yutma güçlüğü gelişir. Bu operasyondan sonra 1 ile 3 ay içerisinde geçer.
  • Az sayıda hastada özefagusta gelişen darlık nedeniyle endoskopik dilatasyon ihtiyacı doğar. Ender hastada ikinci bir operasyon gerekli olabilir.
  • Bazı hastalarda geğirme ve bulantı hissi ameliyat sonrasında görülebilir.
  • Operasyonun başarısızlığı çok nadir olarak bildirilmiştir.

Ne tür komplikasyonlar görülebilir?

Laparoskopik antireflü cerrahisi güvenle uygulanabilir bir prosedürdür. Komplikasyonlar her operasyonda olduğu gibi bu ameliyatta da gelişebilir. Gelişebilecek komplikasyonların bir kısmı şunlardır,

  • Genel anestezik maddelere karşı reaksiyon
  • Kanama
  • Özefagus, dalak, mide, ve karın içi diğer organların yaralanmaları.
  • Yara yeri enfeksiyonu, karın içi enfeksiyon ve sepsis.
  • Daha az sıklıkla görülen diğer komplikasyonlar.

Ne zaman doktorunuzu aramalısınız?

  • Ne zaman doktorunuzu aramalısınız?
  • Kanama
  • Karında artan şişkinlik
  • Ağrı kesicilerle geçmeyen ağrı
  • Dirençli bulantı ve kusma
  • Şiddetli üşüme, titreme
  • Yara yerinden iltihabi akıntı
  • Yara yerinde kızarıklığın giderek artması
  • Bir şeyler yiyememe ve içememe

Meme Kanseri Cerrahisi

Meme Kanseri Cerrahisi

Meme Kanseri Görülme Sıklığı Artıyor, Ölüm Oranları Düşüyor

Bazı kadınlarda meme kanserine yakalanma ihtimali diğerlerinden fazla. Elli yaşın üzerindeki kadınlarda, doğum yapmamış ya da emzirmemiş kadınlarda, erken adet gören ve adeti geç kesilen kadınlarda, yakın akrabalarında meme kanseri olanlarda, östrojen kullananlarda risk daha yüksek!

Batı dünyasında kanserden ölümler arasında, kadınlarda akciğer kanserinden sonra, meme kanseri ikinci sıklıkta görülüyor. Ülkemize ait verilerin çok güvenilir olduğunu söylemek zor olmakla birlikte meme kanserinin ülkemizde de çok sık görüldüğü ve gün geçtikçe arttığı gözleniyor. Ülkemizde de erken tanı ve tedavi programları meme kanseri ölümlerini azalttı. Bu programlar kadınların düzenli olarak meme ile ilgili cerrahi uzmanlarına muayene olması mamografi ile ultrasonografinin muayeneler sırasında yapılmasından ibaret. Ülkemizdeki istatistik verilerine göre en fazla meme kanseri İstanbul ve İzmir’de görülüyor ve bunları Antalya ve Ankara izliyor.

Meme kanserinin son yıllarda görülme sıklığının artmasında hangi nedenler etkili oluyor?

En önemli etkenlerden biri obezite. Son 10-15 yılda obezite oranı özellikle kadınlarda çok arttı. Toplamda yüzde 30 civarında artış gösterdi. Halen Türkiye’deki kadınların yüzde 30’u obez. Bunun yanında çevresel faktörler, kent yaşamı koşulları ve daha fazla tanı konulabilmesi meme kanserinin görülme oranının artmasını sağlayan diğer unsurlar. Ancak dikkat çekilmesi gereken nokta; erken tanı artmakla birlikte buna bağlı olarak, meme kanserli kadın sayısının artıyor gibi görünmesi. Ancak yakalanan daha fazla erken kanser nedeni ile yaşam kayıpları düşüyor. Bu noktaya ulaşılmasında bilinç düzeyinin artması ve buna bağlı olarak sağlıklı kadının rutin kontrollere önem vermesi etkili oldu.

Bu kadar yaygınlığı olan sorun kendini nasıl gösteriyor? Belirtileri neler?

Meme kanserlerinin yüzde 10’unda genetik faktörler etkili. Birinci derece yakınlarında meme kanseri olanlarda meme kanseri görülme ihtimali artıyor. Bunun yanında yakınlarında erken yaşlarda kanser görülmesi genetik olarak geçiş riskini de yükseltiyor. Şöyle ki birinci derece yakınlarında meme kanseri olan bir kişinin kanser olma riski, bir buçuk kat artıyor. Kanserli hasta sayısı arttıkça da risk artıyor. Bunun yanında genetik kanser aileleri var. Linch sendromu denen bu durumda kalın bağırsak, yumurtalık kanserleriyle meme kanseri birlikte görülebiliyor. Bu ailelerde meme kanseri ihtimali çok yüksek. Bir ailede iki kişiden daha fazla kişide meme kanseri varsa genetik testler yapılmalı. Test sonucunun pozitif olması durumunda meme kanseri riski artıyor ve olasılık yüzde 70’lerin üzerine çıkıyor. Hatta genetik testi pozitif olanlarda önleyici ilaç tedavileri ve mastektomi yapılabiliyor.

Meme Check Up paketi

Meme kanserinde erken teşhis hayati öneme sahip olduğundan düzenli meme kontrolü yaptırmak büyük önem taşıyor. Kansere dur demek ve gerekli önlemleri almak için ilk adımınız meme muayenesidir. Muayene sonrası doktorunuzun gerek görmesi durumunda yaşınıza bağlı olarak Meme USG veya Mamografi hizmeti hastanemizde meme check up paketi kapsamında sunulmaktadır.

Meme kanseri neden önemli?

50 yaşından sonraki her 10 kadından birinde meme kanseri görülüyor; bu da kanserin önemini artırıyor. Bunun yanında erken yakalandığında yaşam süresine etki etmeyen birkaç kanser vardır ki bunlardan biri meme kanseri. Çok erken dönemde yakalandığı zaman tamamen tedavi edilebiliyor. Gecikildiğinde de yaşamsal sonuçlara neden oluyor. Bu nedenle önemli bir kanser.

Erkeklerde görülen meme kanseri farklı mı?

Evet, erkek meme kanserleri kadınlarda görülenlere oranla daha agresif, hızlı seyrediyor ve yaygın. Ayrıca meme kanserinin genetik olma riski de daha yüksek. Bu nedenle erkek meme kanserli hastaların yakınlarına mutlaka genetik test yapılmalı.

Meme kanserlerinin seyri nasıl?

Bunda birçok faktör rol oynuyor. Örneğin hastanın yaşı çok etkili ve erken yaşta görülen meme kanserleri daha agresifken, menopoz sonrasında görülenler daha yavaş seyrediyor. Menopoz öncesi ve sonrası kanserlerin tedavileri de birbirinden farklı.

Birinci derece yakınlarında meme kanseri olanlarda meme kanseri görülme ihtimali artıyor. Bunun yanında yakınlarında erken yaşlarda kanser görülmesi genetik olarak geçiş riskini de yükseltiyor.

Belirti Vermeden De Meme Kanseri Ortaya Çıkabiliyor

Meme kanserinin belirtileri neler?

Belirtilerinden ziyade bunlar ortaya çıkmadan yakalayabilmek önemli. Rutin muayene ve görüntüleme yöntemlerinin belli yaştan sonra uygulanması gerekiyor. Çünkü hiçbir belirti olmadan da meme kanseri görülebiliyor. Mamografideki birtakım özellikler meme kanserini henüz klinik bulgu oluşturmadan bize gösterebiliyor. Meme kanserlerinden ölüm sıklıklarının azalmasının en önemli klinik nedeni, mamografi ile henüz hiçbir belirti oluşmamış kanserleri yakalayabilmemiz. Bunun yanında kanser belli bir boyuta ulaştıysa memede kitle ve ağrı kanser açısından belirleyici özellik değil. Meme ucunun içeriye doğru çekilmesi ve diğer memeye göre simetrisini kaybetmesi, meme ucundan akıntının olması, meme derisinde kızarıklık ve çukurcukların olması belirtiler arasında sayılabilir. Gebelikte gözden kaçabilir ama bu dönem de de meme kanseri olabiliyor. Gebelikte özellikle, takipleri yapan hekimlerin bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor. Erken tanı için kadınların düzenli olarak kendi kendini muayene etmesi önemli. Bu muayenede önce kadınlar kendi memelerini tanırlar, meydana gelen değişikliği daha sonra kolaylıkla fark edebilirler.

Bu belirtilerle gelen kişide meme kanseri hangi evrede oluşuyor?

Eğer memede çukurcuklar oluşmuşsa kanserin ileri evrede olduğunu söyleyebiliriz. Ama meme ucu kanaması çok erken olmasa da erken meme kanseri belirtisi. Bunun yanında hastaların kendi kendini muayene etmeleri sırasında fark edebilecekleri 1-2 cm.’lik kitle, kanser çok ileri evrede olmadığında görülüyor. Bu nedenle memede kitlelerin çok önemsenmesi gerekiyor. Memede kanser olmayan kitleler en sık görülen kitleler. Adenomlar, fibrokistler de bunlardan. Bu kitleler kansere dönüşmese bile mutlaka kanserden ayırt edilmeleri gerekiyor.

Meme kanserinde erken tanı; ya kadınların kendi kendine meme muayenesiyle ya da rutin kontroller sırasında ortaya çıkıyor. Kadınların 40 yaşından sonra yılda bir defa meme muayenesine gitmesi şart. Ailesinde meme kanseri olanlar bu kontrolleri daha erken yaşlara çekmeli. Kontrol sırasında, hekim tarafından memeler ve koltuk altı muayene ediliyor. Daha sonra ultrasonla kontrolü yapılıyor. 45 yaşından sonra da mutlaka mamografi yapılmalı. Mamografi, meme kanserini erken yakalama adına çok önemli bir tanı yöntemi.

Meme kanseri nasıl tedavi ediliyor?

Kitle cerrahi sınırlarla çıkarılıyor ve koltuk altındaki lenf bezleri temizleniyor. Patolojik evreleme yapıldıktan sonra da gerekiyorsa radyoterapi ve kemoterapi yapılıyor. Meme kanserinin küçük boyutlu olması, tümörün memenin orta yerine değil de kenar kısımlarına yerleşmesi ve tek odaklı olması durumunda hastanın memesine koruyucu meme cerrahisi yapılabiliyor. Ancak bu ameliyatlardan sonra hastanın radyoterapi alması gerekiyor. Bu nedenle hastanın radyoterapiyi alabilecek durumda olması şart. Bununla birlikte koruyucu meme tedavisinde, meme ve tümör oranının belirli düzeyde olması gerekiyor. Ayrıca, hasta rutin kontrole gelebilmeli, çünkü koruyucu meme kanseri yapılan kadınlarda nüks memesinin tamamı alınmış hastaya göre daha yüksek olabiliyor.

Genel olarak memede kitle varsa meme alınıyor. Ancak tüm hastaların koltuk altı lenf bezleri çıkarılmıyor. Çünkü lenf bezlerinin çıkarılmasının birtakım komplikasyonları da var. Bunun için lenf bezlerinde tutulma olup olmadığını ameliyat sırasında yaptığımız bir yöntemle tespit ediyoruz. Sentinel lenf nodu ya da nöbetçi lenf bezi dediğimiz memeye en yakın lenf bezini bularak onu analiz ediyoruz. Eğer burada tümör varsa koltuk altı lenf bezleri temizleniyor, eğer burada tümör yoksa koltuk altı lenf bezini almaya gerek kalmayabiliyor. Hastalar istiyorlarsa memenin alındığı ameliyat seansında ya da daha sonra meme rekonstrüksiyonu yani estetiği yapılabiliyor.

Meme kanserinde yaşam süresi nedir?

Bu durum evresine göre değişiyor. Çok erken evrede yakalanan meme kanserinde normal yaşam süresi süresi neyse o kadarken, evre ikide beş yıllık yaşam süresi yüzde 80’ler civarında. Evre üçte bu oran yüzde 50’lere kadar düşer. Evre dörtte ise yüzde 30’dur.

Hemşirelik Hizmetleri

Medistate’te Hemşire
olmanın Ayrıcalığını
Birlikte Yaşayalım.

Detaylı Bilgi

Hekim Kadrosu

Hastanemizin uzman
akademik kadrosu
üstün hizmet
kalitesiyle sizlerle...
detaylı bilgi
--