Medistate

Kalp ve Damar Cerrahisi

Çalışan Kalpte By-Pass

Çalışan Kalpte By-Pass Ameliyatları

"Çalışan Kalpte By-Pass Cerrahisi” ilk yapılan Koroner By-Pass ameliyatıdır. İlk olarak, 1960’da SSCB’de Dr. Kolessov tarafından göğüs atardamarının en önemli koroner arterine yapılmıştır. 1960’lı yılların ikinci yarısında kalp ameliyatlarının kalp-akciğer makinesiyle yapılması rutin hale gelince, "Çalışan Kalpte By-Pass” tekniği hemen hemen terkedilmiştir.

Kalbin durdurulması ve hareketsiz bir ortamda zaman kısıtlaması olmadan, kalp-akciğer makinesinin yardımıyla kan dolaşımında aksama yaratmadan Koroner By-Pass yapılması elbette önemli bir teknik avantaj getirmekteydi. Özenli bir şekilde, bizzat cerrah tarafından net görülerek yapılan bir ameliyatın, elbette, hareket halindeki kıpır kıpır bir organda yapılan ameliyata göre daha yüksek konforu vardı.  Ancak bu konforu sağlayan kalp ve akciğer makinesi, pek de masum sayılmayabilir.

Vücut kanının hem oksijenlendirilip hem de vücuda Kalp-Akciğer makinesi tarafından pompalanması fizyolojik olmayan bir dolaşım yaratır. Bu durum hem kalpte hem de beyin, akciğer, böbrek gibi organlarda önemli sayılabilecek fonksiyon bozuklukları yaratabilir. Bu fonksiyon kayıpları, sağlam bir hastada önem taşımasa da, özellikle kalp, akciğer, böbrek fonksiyonları ameliyat öncesinde de iyi durumda olmayan hastalarda, önemli ve hayati tehdit yaratan komplikasyonlar oluşturabilmektedir.

1990’lı yılların başında, özellikle organ fonksiyonları önemli ölçüde bozulmuş hastalarda tekrar gündeme taşınan "Çalışan Kalpte By-Pass” ameliyatı, yüz güldürücü sonuçlarıyla tekrar popülaritesini artırmaya başladı. Gelişmiş olan teknolojinin de yardımıyla, kalbin By-Pass yapılacak bölgesini hareketsiz hale getiren stabilizatörler ve koroner kan dolaşımını By-Pass esnasında devam ettirecek shuntlar geliştikçe, "Çalışan Kalpte By-Pass Ameliyatı”nın toplam kalp ameliyatlarındaki oranı da önemli ölçüde arttı.

"Çalışan Kalpte By-Pass” nasıl bir yöntemdir?

Bu yöntem kalbi durdurmadan, "Kalp-Akciğer Pompası”na bağlamadan, atan kalpte gerçekleştirilen bir cerrahi yöntemdir. Cerrah, ameliyat sırasında özel cihazlar kullanarak, sadece üzerinde çalışacağı kalp bölgesinin hareketlerini azaltır. Bu sırada kalp, hem vücuda hem de kendisine kan pompalamaya; yaşam için gerekli dolaşımı sağlamaya devam eder. Cerrah greft denilen, kalbe alternatif yoldan kan getiren damarı, gözle zor görülebilen incelikte iğne ve ipliklerle, "sağlıklı” koroner arter kısmına dikerek, buraya kan ulaşmasını sağlar. Dolayısıyla artık darlık ya da tıkanıklık nedeniyle aksayan kan akımı bu kısma uğramadan arterin uç kısmına ulaşmış olur (By-Pass: uğramadan geçme).

"Kalp-Akciğer Pompası” kullanılmamasının avantajları nelerdir?

"Kalp-Akciğer Pompası”nın kullanıldığı ve geçici olarak kalbin durdurularak devre dışı bırakıldığı açık kalp ameliyatlarında, oksijenatör ve dolaşan kan, yabancı yüzeylerle etkileşerek vücudun bazı savunma mekanizmalarını tetikleyebilir. Bu durumda vücudun verdiği yanıt, adeta bir organ reddini andırır. Ancak elbette çok daha hafif bir reaksiyon oluşur. Bu oluşan reaksiyon, organlarda geçici bir sendeleme veya fonksiyon kaybı yaratabilir. Kalp, akciğer, böbrek vb gibi fonksiyonları ameliyat öncesinde de iyi durumda olmayan hastalar, bu olumsuzluktan çok daha fazla etkilenerek organ yetmezliğine girebilir. Örneğin, ameliyat öncesinde günlük hayatta orta dereceli eforda nefes darlığı çeken bir KOAH (kronik obstrüktif akciğer hastalığı) hastası, akciğer yetmezliğine girerek günlerce solunum cihazına bağlı kalabilir. Ya da böbrek fonksiyonları bozuk ancak henüz diyaliz gerekmeyen bir hasta ameliyat sonrasında birkaç kez diyaliz seansına ihtiyaç duyabilir. Bir diğer önemli durum da beyin ile ilgili problemlerdir. Özellikle ileri yaştaki hastalarda ameliyat sonrası geçici kişilik değişimleri, halüsinasyonlar olabilir. Bu ve benzeri organ fonksiyon bozukluğu olan hastalarda "Çalışan Kalpte Koroner By-Pass Ameliyatları”nın uygulanması ile bahsi geçen olası riskler tamamen ortadan kalkmasa da, önemli avantajlar sağlanır.

"Çalışan Kalpte Koroner By-Pass Ameliyatı”nın sağladıkları

  • En başta hastaların "kan” nakli ihtimali asgariye iner. Hastaların çok önemli bir kısmında hiç kan nakli gereksinimi olmaz. Bu da nakil yoluyla bulaşabilecek hastalıkları önler, yabancı birisine ait kan ürününün kan grupları uygun olsa bile vücutta yaratabileceği reaksiyonun oluşmasına engel olur.
  • Özellikle ileri derecede kalp fonksiyonu bozuk olan hastalarda ameliyat sonrası gelişebilen kalp yetmezliğinin ve bunun komplikasyonlarının görülme oranını önemli ölçüde düşürür.
  • Hastanın ameliyatı daha çabuk biter. Hastanın anestezi süresi kısa olduğu için yoğun bakımda kalma oranı da, hastanede kalma oranı da açık kalp ameliyatlarına göre önemli ölçüde azdır.
  • Hastalarda kan kaybı az olduğu için kendilerini daha iyi hissederler. Erkenden ayağa kalkabilme ve kendi işini görebilir hale gelme daha hızlı gerçekleşir.
  • Diğer organlara yönelik yetmezlik beklentileri önemli ölçüde azalır. Akciğer yetersizliği, diyaliz gerektiren böbrek yetersizliği gibi önemli risk oluşturan durumlara daha az rastlanır.
  • Zihinsel fonksiyonlarda bozulma, halüsinasyonlar, ameliyat sonrası delirium gibi nöro-psikiyatrik bozukluklar da daha az görülür. Hasta güncel yaşamına daha kısa sürede dönebilir.

Hangi hastalarda daha faydalıdır?

"Çalışan Kalpte Koroner By-Pass” ameliyat tekniği,

  • Kalp kasılma fonksiyonları ileri derecede azalmış hastalarda,
  • Yeni felç geçirmiş hastalarda
  • Yoğun kan sulandırıcıların kullanılmasının sakıncalı olduğu hastalarda,
  • İleri derecede böbrek yetersizliği olan hastalarda,
  • İleri derecede KOAH hastalarında,
  • Kemoterapi tedavisi altındaki ya da remisyona girmiş kanser hastalığı olan hastalarda,
  • 70 yaş ve üstü hastalarda,
  • Çıkan aortu ileri veya orta derecede plaklı/kireçlenmiş hastalarda.

Medistate Kavacık Hastanesi Ekibi tarafından geliştiren özel bir kalp-akciğer makinesi, aortu ileri veya orta derecede plaklı/kireçlenmiş hastaların ameliyatlarında kullanılarak felç oranı %0’a düşürülmüştür. Bu teknik özgün ve orijinal bir cerrahi teknik olarak dünya tıbbına kazandırılmıştır (Noyan Temuçin Oğuş ve ark. An alternative technique of proximal anastomosis in patients with an atherosclerotic ascending aorta Heart Surgery Forum. 2006;9(6):E846-8. )

Prof. Dr. Noyan Temuçin OĞUŞ, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Op. Dr. Mahmut AKYILDIZ, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Giriş

Giriş

Medistate Kavacık Hastanesi, Kalp Damar Cerrahisi Bölümü son teknoloji ile donanımlı olması ve deneyimli bir ekibin bu işi üstlenmesi konusunda özenle yapılandırılmıştır. 5 Yoğun Bakım Ünitesi ile hizmet veren Kalp ve Damar Cerrahisi Polikliniği’nde günlük, randevulu muayene ve kontroller ile hasta kabul edilmektedir. Bölümde verilen hizmetler “Koroner Kalp Hastalıkları”, “Kalp Kapağı Hastalıkları” ve “Büyük Damarda Görülen Anevrizma, Yırtılma ve Daralma” olarak üç ana başlıkta sunulabilir. Bunların haricinde doğuştan olup da erişkin yaşta ameliyat edilmesi gereken hastalıklar da bölümde tedavi edilmektedir.

Hizmetler;

  • Koroner Kalp Hastalıkları
  • Kalp Kapağı Hastalıkları
  • Büyük damarlarda görülen anevrizma, yırtılma ve daralma
  • Aorto Koroner Bypass
  • Mitral Kapak Replasmanı
  • Triküspit Kapak Replasmanı
  • Aort Kapak+Mitral Kapak Replasmanı
  • Aorto Koroner Bypass+Kapak replasmanı
  • Açık Mitral Valvotomi ve Rekonstrüksiyon
  • Triküspit Kapak Anuloplasti ve Rekonstrüksiyon
  • Atrial Mixoma Eksizyonu
  • Dissekan Aort Anevrizmada Onarım
  • Sakküler Anevrizmada Onarım
  • Rüptüre Sinüs Valsalva Anevrizması Ameliyatı

Damar Cerrahisi;

  • Karotid Arter Endarterektomisi veya Bypass
  • Karotid Subklavian Bypass
  • Extra-anotomik Bypass
  • Periferik Arter Ven Yaralanmalarının Onarımı
  • Kronik-Periferik Fistül Onarımı
  • Aorta-İliak Femoral Bypass
  • Abdominal Aort Anevrizması Tamiri
  • Aorto-İliak Tıkanıklarında Y Grefti
  • Aorta Renal Bypass
  • Mezenterik Arter Rekonstrüksiyonu
  • Patent Duktus Arteriosus
  • Aort Koarktasyonu Ameliyatı

Varis

Varis

Varis, Sağlık Açısından da Önlem Almayı Gerektiriyor

Varis, oluştuğu damarda sınırlı kalmayan, komşu damarlara da kısa sürede yayılan, ilerleyici bir hastalıktır. Bu nedenle geç kalmadan tedavisi edilmesi gerekir.

Sadece estetik bir problem değil...

İlerleyen varisler ana toplardamar sistemine yayılarak tedavisi oldukça güç venöz yetmezliklere neden olabilir.

Varisli damarlarda ani pıhtı ile tıkanmalar oluşabilir.

Bu durum, dolaşım bozukluğu nedeniyle, cilt ve cilt altı dokularında tehlikeli iltihaplanmalara ya da kapanmayan yaralar açılmasına neden olabilir.

Varislerin cerrahi olarak, lazerle veya köpük skleroterapi ile tedavisi mümkündür.

Hastalık ileri evrelere ulaşıp tehlikeli ve kalıcı hasarlar oluşmadan Kalp ve Damar Cerrahisi hekimine başvurulması gerekmektedir.

Şikayetler Nelerdir?

• Bacaklarda dolgunluk, ağırlaşma hissi, yorgunluk, gece ağrıları,

• Kaşıntı,

• Şişlik (ödem),

• Huzursuz bacak,

• Kramp,

• Bileklerde başlayan renk değişikliği, morarma,

• Estetik kaygı.

Aort Anevrizması

Aort AnevrizmasıAort Anevrizması

Tehlikeli Sürpriz: Aort Anevrizması

Atardamarda damar çapının normalden yüzde elli daha fazla büyümesine neden olan balon şeklindeki genişlemeler ‘anevrizma’ olarak tanımlanıyor. Ani ölümlere neden olabilen, son derece önemli bir sağlık sorunu olan anevrizmalar, özellikle aort dediğimiz ana atardamarda meydana geldiğinde hayati önem taşıyor. Aort anevrizması patlayana kadar genellikle belirti vermez ancak rastlantısal şekilde fark edilebilir.

Aort anevrizmaları neden önemli?

Aort dediğimiz kalbimizden çıkarak oksijenlenmiş kanı tüm vücuda taşıyan ana atardamar, sürekli olarak basınca maruz kalan ve basıncın sürekli değişken olduğu tüp şeklinde bir yapı. Vücudun tüm uzuv ve organlarına giden atardamarlar, aorttan çıkıyor. Aort duvarı, her birinin ayrı ayrı önemi olan üç tabakadan oluşuyor. Bu tabakalarda hayat boyunca sürekli olarak bir devinim yaşanıyor; sürekli yenileniyor yani bir yandan yapım ve bir yandan yıkım işlemleri devam ediyor. Kalbin kasılarak aort içine kanı pompalamasıyla aort içindeki basınç ani olarak yükseliyor, kalbin içine kan alabilmesi için gevşediği dönemde de dokulara kan gitmeye devam ettiği için basınç düşüyor. Bu yükselen ve düşen basınç değerleri, aortu oluşturan liflerde ciddi yüklenme ve hasara neden olabiliyor. Bu nedenle aort sürekli olarak yenilenmesi gereken bir doku.

Neden oluşuyor?

Yaşla birlikte de yapım aşamasında birtakım sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Aort damarı da yaşlandıkça mutlaka değişime uğruyor. Bu değişim, basınca karşı koyabilmek amacıyla genellikle aort duvarının kalınlaşması şeklinde oluyor. Hastanın yüksek tansiyonu varsa, bu kalınlaşmalar özellikle yan dalların çıktığı yerlerde kontrolden çıkarak aşırı bir hal alabiliyor ve damar içinde daralmalara neden oluyor. Bazen de, fizyolojik olarak yaşla birlikte oluşması beklenen bu kalınlaşma yaşanmıyor, doku yenilenmesi eksik oluyor ve duvar maruz kaldığı basınca direnemeyerek zayıflıyor, inceliyor ve anevrizma oluşuyor. Oluşum sebebine bakılmaksızın anevrizmaların iki ölümcül komplikasyonu bulunuyor. Bunlardan biri; aort duvarının tüm tabakalarını içeren dışa yırtılma (rüptür), diğeri de sadece içteki tabakalarda oluşan içe doğru yırtılma (diseksiyon). Diseksiyonda da nihai evre, aortun en zayıf yerinden dışa yırtılması şeklinde oluyor. Bu da, aortun dallanma yerlerinde tıkanmalara neden oluyor. Sonuçta kalp krizi ya da felç yaşanıyor. Bu nedenle her iki durum da son derece tehlikeli olduğundan çok büyük önem taşıyor. Özellikle kalbe komşu olan aortta meydana gelen bir sorunda, hastaların ancak yüzde 5-7’si ilk 24 saati geçirebiliyor.

Anevrizmaların belirtileri neler?

Genellikle anevrizmalarda bir belirti oluşmuyor; büyüyen damarın çevre dokulara ve organlara basısı sonucu oluşan belirtiler görülebiliyor. Yutma güçlüğü, nefes darlığı gibi belirtiler çıkan aort anevrizmalarında; karın, bel ya da sırtta oluşan ağrılar da karın ve inen aort anevrizmalarında görülebiliyor. Ancak bunlar çok sık yaşanmıyor.

Yırtılma ya da diseksiyon olduğunda ani bilinç kaybı ve ölüm, göğüs ya da şiddetli karın-sırt-boyun ağrısı oluşuyor. Çıkan aortta kalbe komşu kısımda olan yırtıklarda göğüs ağrısı ve ‘yırtılma hissi’ sıklıkla görülüyor. Diseksiyon durumunda içe olan yırtığın yayılması, genelde kasıklara kadar ulaştığından hastanın tüm arka kısmında şiddetli ve saatlerce sürebilen bir ağrı olabileceği gibi, nadiren de hastanın haftalar ya da aylar sonrasında ‘bazen hatırladığı’ hafif bir ağrı şeklinde de belirtiler görülebiliyor.

Daha önce hiç şikayet yaratmaz mı?

Elbette yaratabilir. Özellikle göğüs kısmında oluştuğu zaman yemek borusuna ve nefes borusuna bası yapabilir. Ancak bunları sıkça görmek pek mümkün değil. Bu nedenle, genellikle hastalar farklı bir nedenle hekime gittiğinde hekim tarafından fark ediliyor. Örneğin çekilen bir akciğer filminde hekim aortun genişlediğini görebiliyor ya da böbrek taşı nedeniyle ultrason çekilen bir hastada işlemi yapan radyolog, karın aortundaki anevrizmayı tespit edebiliyor. Bu şekilde genellikle başka hastalıkların araştırması yapılırken rastlantısal olarak anevrizmalar tespit ediliyor.

Aort anevrizmasından korunmak mümkün mü?

Tüm anevrizmalar söz konusu olduğunda bildiğimiz tek bir korunma yöntemi yok. Geç yaşta gördüğümüz aterosklerotik aort anevrizmalarında damar sertliğine yönelik tedbirler aort anevrizması için de koruyucu özellikler gösteriyor. Genetik riski olanlarda bu özelliği değiştirmek mümkün olmamakla birlikte riski bilmek koruyucu önlemler açısından önem taşıyor. Aort anevrizmalarında erken teşhis ve zamanında girişim en önemli davranış şekli.

Anevrizmaların nedenleri oluştukları yere göre değişiyor. Bazı kişilerde doğuştan genetik etkenler rol oynarken bazı kişilerde yüksek tansiyon, ateroskleroz denilen damar sertliği, inflamasyon denilen bazı mikrobik ya da steril yangılar ve sık olarak bağ dokusu hastalıkları, anevrizma nedenleri arasında yer alıyor.

Sorun Ne Zaman Ortaya Çıkıyor?

Kişinin kilosu, boyu ve bulunduğu bölgeye bağlı olarak aortun çapı değişebiliyor. Ancak normal şartlarda yetişkin bir kişide aortun çapının en fazla 3.5-4 cm. olması gerekiyor. Duvar gerilimi, Laplace’ın fizik kanunlarına göre 5.5-6 cm.’ye ulaştığında maksimuma çıkıyor. Bunun üzerindeki bir çap arttığı oranda yükselen bir yırtılma ve ani ölüm olasılığını ortaya çıkarıyor. Aortta en fazla gördüğümüz anevrizmalar, karın içinde, böbrek damarları çıktıktan sonraki bölgede ve asandan aort dediğimiz kalbe komşu bölgede oluşuyor. Daha seyrek olarak da ‘inen aort’ dediğimiz, beyin ve kol damarlarının bittiği yerden, aortun karın içine girene kadarki bölgede anevrizma ortaya çıkıyor.

Zor Bir Ameliyat Mı? Hastaya Nasıl Bir İşlem Uygulanıyor?

Kalp cerrahisinin en sofistike ameliyatlarından biri. Ameliyat sırasında hastanın dolaşımı 18-20 dereceye kadar soğutuluyor ve dolaşım durduruluyor. Bu bölümün içi kandan arındırıldıktan sonra sorunlu bölge bütünüyle değiştiriliyor.

Aort anevrizmalarında iki türlü müdahale yapılıyor. Bunlardan ilki, hastanın ameliyat edilerek aortun hastalıklı bölümünü çıkartıp yerine yapay bir damar konulması. Bu daha çok kalbe ve beyin damarlarının aorttan çıktığı yere yapılabilen yegane girişim şekli. İkinci müdahale şekli ise endovasküler girişimlerle anjiyo masasında hastaya yine yapay ancak bu kez stente monte edilmiş bir damar yerleştirilmesi işlemi. Beyin ve kol damarlarının çıkım yerinden daha ileri kısmında oluşan aort anevrizmalarının önemli bir kısmında standart cerrahi tedavi olarak kullanılıyor.

Ne yazık ki düşük risk ve daha az komplikasyonlarla seyredebilen bu şekilde bir girişim, kalbe ya da beyin damarlarına yakın yerdeki aort bölgelerine uygulanamıyor. Bu işlemde, hastanın sadece kasık damarı açılıyor. Yarı ameliyat denilen bu operasyon genel anestezi altında yapılabildiği gibi, ileri yaşta, anestezi alması çok sakıncalı olan hastalarda da, epidural ya da spinal anestezi denilen, bel kemiğinden yerleştirilen bir kateter vasıtasıyla ağrı duyumsamasını ortadan kaldırarak da genel anestezi uygulamadan yapılabiliyor. EVAR denilen bu girişimde stentli yapay damar, anevrizmanın genişlemiş kesenin içine yerleştiriliyor; iki ucu sağlam aorta içine ‘ancre’ adı verilen çıkıntılarla sabitleniyor. Bu keseyle, konulan yapay damar arasında bir pıhtı oluşturuluyor ve böylece anevrizma dolaşımdan ayrılmış oluyor; anevrizma çıkartılmıyor, yerinde bırakılıyor ama kan dolaşımı ve kan basıncı, anevrizma kesesine artık intikal etmediği için anevrizmanın yırtılma ihtimali de ortadan kalkıyor.

Koltukaltı Kalp Ameliyatları

Op. Dr. Mahmut Akyıldız, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

KOLTUKALTI KALP Ameliyatları, koltuk altından 6-8 cm'lik bir kesiden yapılabiliyor. Hastalar ameliyattan birkaç gün sonra yürüyebiliyor. Klasik kalp ameliyatlarında ise, hastanın göğüs ön kemiği kesiliyor ve göğsünde uzun bir kesi oluşuyor. KOLTUKALTI KALP Ameliyatları’nda, sağ koltukaltında oluşturulan küçük bir kesiyle, kaburgalar arasından girilerek, hiçbir kemik ve kas kesmeden, ön göğüs kemiği açılmadan uygulanıyor. Böylece bu yöntemde enfeksiyon ihtimali de düşük oluyor. Özellikle kadınlarda ameliyat izi nedeniyle yaşanabilecek estetik kaygı da ortadan kalkıyor.

Koltukaltı Ameliyatları Kimlere Uygulanabilir?

Genç ya dayaşlı, yüksek kilolu ya da zayıf, kadın ya da erkek, tüm kalp kapağı hastalarına ve kalp deliği onarımı gereken hastalara uygulanabilmektedir.

  • Mitral kapak tamir ve değişimi
  • Aort kapağı değişimi
  • Triküspit kapak tamir ve değişimi
  • ASD (Atrial Septal Defekt) tamiri
  • VSD ( Ventriküler Septal Defekt) tamiri
  • Kalp içi tümörlerinin çıkarılma girişimleri

Koltukaltı Ameliyatları Nasıl Uygulanır?

Sağ koltukaltından meme çizgisine paralel 6-8cm’lik cilt kesisiyle kaburgaların arasından girerek,kalp kapakçığına ulaşılır. Birçok durumda, endoskopik görüntüleme teknikleri ve aletler kullanılarak kesi boyutu daha da küçültülebilir. Video asist endoskopik cerrahi tekniğiyle operasyon daha kolay, konforlu ve güvenli yapılabilmektedir. Özellikle koltukaltı insizyon ve video asist endoskopik cerrahi teknik ile yapılanminimal invaziv yaklaşımların avantajları nelerdir?

  • Hasta ameliyat sonrası hızlı iyileşir,
  • Yoğun bakım ve hastane kalış süresi kısalır.
  • Kan transfüzyon ihtiyacı azalır.
  • Ameliyat sonrası az ağrı olur. Yara yeri çabuk iyileşir.
  • Hasta ameliyat sonrasında istediği pozisyonda yatabilir. Göğüs kemiği önden açılan hastalara oranla uzun süre sırtüstü yatmak zorunda kalınmaz.
  • Özellikle yüksek kilosu olan ve uyku apnesi olan; sırtüstü yatamayan, uyuyamayan hastalar için uzun süre sırtüstü yatmak zorunda kalmamak büyük bir konfor sağlar.
  • Özellikle yaşlı, kemik erimesi olan ve yüksek kilosu olan hastalarda korkulan göğüs kemiğinin açılma riski,kemik kesilmediği için, bu teknikte yoktur.
  • Ameliyat sonrası hasta yardım almadan, rahatça tek başına yataktan kalkabilir, kendisi yatabilir.
  • Kemik kesilmediği ve göğüs kemiğinin açılma riski olmadığı için enfeksiyon riski düşüktür.
  • Hasta rahatça öksürebilir,göğüs kemiğinin açılma riski yoktur.
  • Hasta erken taburcu olur.
  • Ameliyattan hemen sonra günlük hayatına daha kolay ve hızlı dönebilir, hatta uçağa binebilir.
  • Ameliyattan kısa bir süre sonra otomobilinde sürücü koltuğuna oturabilir, emniyet kemeri takabilir.
  • Göğsüne darbe gelmesinden korunmak zorunda değildir.
  • Kollarını rahatça kullanabilir ve ağır kaldırabilir, yüzebilir.
  • Ameliyat yeri koltukaltında olduğu için kolay kolay görünmez.

Hemşirelik Hizmetleri

Medistate’te Hemşire
olmanın Ayrıcalığını
Birlikte Yaşayalım.

Detaylı Bilgi

Hekim Kadrosu

Hastanemizin uzman
akademik kadrosu
üstün hizmet
kalitesiyle sizlerle...
detaylı bilgi
--